“Kurt Cobain”cilik

Durgun gecenin sol bacağıydı fotoğrafta görünen.Durmadan sosyal aktivitelerle uğraşmamı -gülüşlerle niteleyerek- söyleyen insanlarla birlikte yaşamak çok etik geliyordu bana.Bu bir sempozyumdu ve biz içinde kara kalemle “far away” çiziyorduk.Fareler kösteksiz saatlerin hızına yetişemiyordu, hacivat haciyatmazla boğuşuyordu artık.Ve posta kodu P.K. olduğundan beri hiç mektup atmıyordum istanbullu sevgilime.Halkın kurtuluşu pasajında özgürlük arıyordum kendime.Yaşlı ninelerin ördüğü patiklerden başucuma şark köşesi yapıyordum.Dışarı astığım tişörtlerime sıçan güvercinlerle yaşamaya alışmak zorundaydım.Çünkü onları faşist suikastlere alet edevat edemiyordum.Sevgilimi özlüyordum.Yüzüne hasret kalamadığım bugünlerde onun yeni halinden uzaklaşıyordum.Yüzüne gözüne çizdiği “beautiful girl” simalarında hiç işim yoktu ki bunu eski o da biliyordu.Ayrılmak için sebeplenmem gerekiyordu ya da aldatmak için cesaret satın almam lazımdı birinci sınıf pazarlayıcılardan.Ve yeni nesil dj partilerinde boy gösterip bakın bu ben değilim sadece geçmişin küllerini dökmeye geldim tavırlarında asılsızlaşmalıydım.Bir seçenek daha vardı.Eski abilerimin yaptığı gibi ümit besen/cengiz kurtoğlu kulaklığını takıp bu gidişata boyun eğmekti ki bu seçenek hep bir köşede pilsiz vaziyette bekleyecekti.Gardım sağlamdı.Ne de olsa bende bir kuluydum yaratanın.Kaslarım, reflekslerim benden habersiz de olsa yerindeydi.Görüntüde dağları aşıyordum ama altımdan biri mi kaydırıyordu yoksa gerçekten ben mi ilerliyordum farkında değildim.Doğal bir kaynağım vardı gerektiğinde kaynatıp ısınıyor gerektiğinde dondurup soğuyordum.Böyle bir mucize biz insanlara denk düşmüşken bunu bitirmeden olmaz gibi bir sloganla kendi içimde tasarrufa gidip ara ara çok üşüyor ara ara çok ısınıyordum.Yayınlanan tüm makalelerde bir eksiklik vardı.Aşırı bilmişlik beni ürkütüyordü.Ve geçmişin diktatörlüğüyle paralel olduğunu düşünmeme sebep oluyordu.Yazanlar ve dahilinde yazılanlar okuyucuya aşırı bilmişlik taslıyordu.Hiç yanlışımız yok bizim katı orta seviyeli bilgelerin değil elit kesimin satın alabileceği vaziyetteydi.Buna rağmen çok da ucuza gidiyordu yazılanlar.Fazlalık bilmişlik değildi aşırı bilmişlikti.Olanlar “bu kadar komik olmayın” gibi şımarık bir bayan cümlesiyle anlatılabilirdi.Ellerimi açıp herşeyi sana toprağa bırakıyorum demek gibi bir lüksüm de yoktu benim.Ailemi, beş on sene sonraki doğacak -halkını seven- çocuğumu ve insanları üzmem mantıksızdı.Telaş içinde satın alıp telaş içinde kullanamadan telaş içinde denize attığım silaha verdiğim paraya yanıyordum.Bir hırsızlık olayından sonra denilen “gideceği varmış” cümlesini hatırlayıp sönüyordum.Bu sert bir yaşamdı.Çocukluğumuz basit ama sert geçen müsabakalar gibiydi.Tereddüt ederek yeltendiğimiz arkadaşlıklar, cebimizde beş parasız kaldığımız anlar, sinirlenip çat diye kapattığımız kapılar vardı.Gençliğimiz fikir olarak fakir imge olarak zengin geçmişti.Gerçekleri dondurma kaşıklarıyla yuvarlayıp yalamıştık.Hayalleri saatlerle yoğurup dostlara sararak mideye götürmüştük.Ve tabi birde yaşlılığımız nasıl geçecek düşüncesi vardı.Son anımı kendi kendime yaratmak gibi bir seçeneğim vardı.Bir çocuğun ağzında baba olarak öznelenmemişken denize attığım silahı su yüzüne çıkarabilmem vardı.”Kurt Cobain”cilik oynamak vardı.