kişilik telaşesi

insanların ne dediğini umarsamamaya çalışarak sağ kalmak için savaşıyorum.her gün biraz daha biraz daha büyüyorum ve biliyorum her geçen gün biraz daha fazlaca katlanarak biliyorum.bilmek çok kötü.bilmek en kötüsü.farkında olmak berbat ama insanın özü bu bilmek ve bilmek bildiğini sandığın her şeyi bilmemek.aynaya baktığında aynadakinin gülümsemesi gibi sokak ortasında kulaksız kalmak gibi ya da yatak odasında bir hayvanla yatmak gibi.geçen gün geçmeyen bir gün geçirdim.yanımda dostlarım vardı bir kolumda fazilet bir kolumda sukunet.konuşuyoruz daha doğrusu konuşuyorlar ben en iyi bildiğim demeçlerden sakınır vaziyette rahatım.ellerim ceplerimde biri telefon döndürüyor diğeri selpak paketini açıp kapatıyor.salına salına alt sokaktaki muhtarlık binası barındıran parka gidiyoruz.ilk okulken orta okulken liseyken ve üniversiteyken gittiğimiz gideceğimz park.çocuklar var anneler var babalar yok.sigara var esrar var polis yok.çeşme var su var musluk yok.oturduk bir vakıf banka konuşuyoruz.gerçeği düşündünüz mü hiç dedim? gerçek benim sesimi soluğumu sikti dedi sukunet.gerçek bana söz verdi dedi fazilet.peki gözleri düşündünüz mü hiç dedim? güneşi gördüm dedi sukunet.ay ışığı gibi gecemi aydınlatır dedi fazilet.düşündüm biraz ne demek istiyor bunlar diye anlamadım.bir olaya kişiye bağlayamadım.teması ne bu hayatın dedim? vicdanından kopan bir parçayı silgi tozu haline getirmek dedi sukunet.okuldan eve evden işe işten eşine dedi fazilet.yine anlamadım.verilerin hamına ulaşamadım.ikaz ediyorum dedim.sen hala o salıncakta sallanan çocuksun dedi ikiside.yapmayın dedim.bir düzgünce inmek var bir de takla atarak dediler.dedim seçmek en zoru.seçmek gerçekten zor bu günlerde.kalıcı olmak için belirli bir bene sahip olmak gerek.ve kalıplara koyulmadan köşeleri belli etmeden o an ne yapacağını kendin bile farkında olmadan yaşamak gerek.aranılan ya da istenilen bu, sadece bu.kimsenin um-run-da ol-ma-mak ve kimseyi u-mur-sa-ma-mak.biri güldü biri sustu.kalktık çıkışa doğru gidiyoruz.sokağın başına geldiğimizde köşedeki taksi durağı karşıdaki manav ve nice kişiliğe bürünen her şey bize bakıyordu.bağırdım n’oluyor? dediler bir gözün gül bir gözün sus.dedim nasıl? dediler sus.dediler gül.

“we can’t ever really know what’s going on.”