selamlar banyodan

milföy hamuru gibi dökülüyor saçlarının arasından korkuların akışını izliyorum banyo sadece banyom var banyodan oluşuyor evim küvetim yatağım suyum yorganım köpüğüm yastığım ve ilginç şeyler arıyorsa birileri gelip giriyor boğulma pahasına o o yanlış biliyor bazı şeyleri ben niyetinde değilim hiçbir dönüşün kadar dönüşebileceğime inanmıyorum ya da sabunumun biteceğine kirlendikten sonra temizleyemeyeceği yoktur çekme odamdan çekme yorganımı tutma elimden yan odalar tutma elimden uzak salon evet banyo sana inanıyorum bayrağın yok halkın yok dinin yok kitabın yok ekon var egon yok iyi uykular egom.

toprak

sorun konuştuklarımız değil, konuşmadıklarımız.
hep içimize attıklarımız yüzeye çıksa ve onlar konuşulsa aslında asıl olacak.
benim utanacak hiçbir şeyim yok hatta çoğu insana normal gelen ve yaptığında böbürlendiren giriş çıkışlar bile yapmıyorum.
bunu söylerken şu cehalete de inanmam her şey zamanında.
zamanını sikeyim senin dünya zaman dediğini zaten sen yaratmışsın yokmuş ki.
ben şu an ölmek istiyorsam ölürüm izin almama gerek yok senden.
veya ben bugün şu an çıkıp koşmak istiyorsam koşarım.
öpüşmek istiyorsam öpüşürüm sevişmek istiyorsam…
aynen dediğim gibi sorun konuştuklarımız değil, konuşmadıklarımız.
sen kendinde hiç bulunmayan zevkleri benim üzerimde sorgularsan ve öğrenirsen benim de o zevklere tereddütle yaklaştığımı öyle köşeye sıkışır kalırsın.
iki çıkmaz bir sonuca varmaz bu yüzden zaten zıt kutup mevzusu bahistir çoğu zaman ilişki nasihatlarında.
neyse aslında yalan dolan dört bir yanımız şu yaz sıcağında ankarada olmam bile yalan dolan.
bu yazdığım bi saat öncesinde konuştuklarımız geçirdiğimiz bu zaman hepsiyalan dolan.
tek gerçek doğduğum tek gerçek sahip olmadan tam istediğime öleceğim.
yaş ilerledikten sonra değişiyorsun falan hikaye çocuğun aynı konuma gelmesin diye yine yalan söylüyorsun.
halbuki dobra dobra söyleyeceksin.
oğlum/kızım aklın eriyor artık bu dünya kısır bir döngü yaşayanları ölenleri gülenleri sevişenleri öldürenleri içinde barındıran bi akvaryum.sen şu an bi çakılsın sadece.bakterilerinden üreyecek çoğalacak ve balık olacaksın.büyük küçük yiyecek güçlü zayıf öleceksin.
haydi takkeler cenaze ilanı.
haydi suskunluğum toprak zamanı.

güven

hep başkasının ağzından kabulleniriz şeytanın gerçeğini
her duyduğunda o ibareyi o öder senin ücretini
arkandan süzer şöyle bir der ki sonra mı önce mi
kalakalmak en yüksek anlarda bile çökertebilir beynini
en basit karanlıklarda bile yerli yersiz  gelebilir yanına
ışık, “yapmayı unutacaklarım” listene eklenir istemli veya istemsiz
kısık sesle konuşanlara kapılırsın duymadığından
her kaçan otobüsü o gibi görüp küfredersin durmadığından
ve adam akıllı tamam deyip gidemezsin sebepsiz bir şehire
cüzi miktarlar barındıran cüzdanlardan hayır gelmediği gibi
niye sorusunu ve kimliksizliği örtebilecek yamanın para sanılması da tehlikedir
o ise bu gibi durumlarda görünmezlikten esinlenir
senin her adımının altında her bakışının içinde her kelimenin içindedir
arkanı döndüğünde şöyle bir süzecektir

Continue reading

koşarak unut

eğlenceyle işim yok boşluk altın kadar değerli, altın uyku kadar değersiz.gidip görebileceğim bir insan yok daha doymuşum, deniz kadar açık göz altım kadar mormuşum.uykusuz uyandığım her gün telaşlarım daha fazla hesaplarım daha tutarsız açık hesaplara yukarı ok geride kalanlar kalmış öylece.ordan oraya soldan yukarı sağdan aşağı tüp bitti arkadaşım değiştirmek gerek.doldurmak gerek gereksiz anıları sibop aracılığıyla yakmak gerek kaşığı ısıtırken kaynatırken sütü eritirken şekeri içerken çorbayı çekerken burundan spreyi.sonra duş almalı yeni güne, sevişmeli bornozla iki saat yatağın içinde uyku almalı bedene.gözleri açıp ilk gördüğün kadında odaklanmalı.sabah ilk gördüğüm kadın artık annem olmamalı.gün olmalı gün saymalı 300 demeli 500 demeli 10 yıl demeli.bir ayakkabım var 10 yıl önce aldığım görsen 2 yıl önce aldığımdan daha yeni.bir tişört var 10 yıl önce aldığım duvarda asılı çerçevelettim.bir kadın var hiç tanışmadığım kalbi benden temiz beyni benden çok saçları ne renk anlamadım.gördüm desem yalan görmedim desem ayıp (e)derim kendime, kalbime.belli günleri var seçilmiş günleri pazar yok mesela.adı ne biliyorum adı umut.vereceğim kağıt parçasını okuyunca dolacak içi umut ben ise diyeceğim koşarak unut.

bir ayrılık bu kadar toplu olabilir

sanki yanındaydık geçmişin sanki (ç)akıp geçti gelmişe
sanki inanmıyorum artık kimseye sanki (ç)öldü hepsi
sanki gülüyorum panikler ile sanki (ç)ekilerek köşeme
sanki orman içindeyiz nefes çok sanki (ç)atılmışız kalabalığa
düz yolda yan yürüyen bir olay değil bu tamamen döl kadar saf ve içten istekli eller ile suratıma.suratıma attığım bu çamur kurudu yüzlerce neden ise asıl soru Continue reading

adı: Fırat.

geçmiş olanın hikayesi çok olur.peşinden akleder seni koşar adım.bir sonraki evrede ölüme nakleder ruhunu.sonra çalmışlar seni de siman kalmış gibi boş bakarsın insanlara yalan söylersin bir sürü.inanır herkes senden olana dek.ve biri sen olana dek ölmemelisin ki yetişebilesin.ama ben bunu başaramıyorum.biz bunu başaramıyoruz.çünkü devam eden bazı duygular var.kendi ellerimle katlettiğim.küreği alıp kazdığım çukura lime lime gömdüğüm duygular var.engel oluyor bana, çengel atıyor yalanlara, altını çiziyor, özellikle kalın yazıyor, tükenmiş bir insanı tükenmez kalemle yazıyor kağıtlara.durduramadığım bir şey  bu.çıkan bir rüzgar ile çoğalan orman yangını gibi ölümüne kırmızı ölümüne sıcak.bir de kaçan korkan kurtulmak isteyen yaban hayvanları.eziyorlar üstümden geçiyorlar tanımıyorlar beni.oysa ben ki onlara güvenen bir dediklerini iki etmeyen gerektiğinde pisliklerini içen ve hiç gizlemediğim kadar gocunmadan beslenen sevgiler -büyüterek- gizleyen.oysa ki ben olmaları durumunda ölmemek için her şeyimden herkesi uzak tutan ve herkesi her şeyimden fazla seven biriyim.biriydim.şimdi şu an değiştiğim garantisini veremem ama değişmek için elimden geleni ardıma koymayacağıma yazıyorum bir iki satır.okuyor birileri okumasını istediğim istemediğim üzülüp üzülmeyecek birileri çok üzülüp kapatıp gidecek birileri.ve kime ne kadar değer verdiğimi çok kelimesi dışında kimse belirleyemiyecekken okuyor birileri.ve ben bu adam bugün alınan kararlar doğrultusunda büyük bir çıkmazdan dikenli tellere tutunarak çıkıyor.elleri yok olmadığı müddetce yoluna devam edecek…

risk çok bir önceki paragrafın sondan bir önceki cümlesinde.o dikenler beni benden habersiz çeken dikenler her basamakta bir parçamı götürüyor ellerimden.ve aşka girecek olursak ellerin olmadan, ve hayata dönecek olursak ellerim olmadan ilerleyemem.eller ki bugün okuduğuma göre hayatın, dünya gerçeğinin en hacimli kavramıymış gizlenebildiğince.ve ve ve çok kullanıyorum bunu ama ve kaybetmişiz biz küçük ellerimizi.unutmuşuz dokunmayı tutmayı bırakmamayı.ben de aynı tespitler içindeyim.içindeydim.şimdi şu an öğrendiğimin garantisini veririm.dikenli de olsa pamuk da olsa karışımı da olsa bir şekilde ilerlemek gerekiyor.adım atmak çoğalmak gerekiyor.bir parmağın koptu mu ? geri dikmen ya da yenisini alman gerekiyor.sabrın tükendi mi doldurman gerekiyor.paran bitti mi çalışman gerekiyor.aşkın kaçtı mı araman gerekiyor.hedef oldun mu kaçman gerekiyor.yanlış mı yaptın ceza gerekiyor.hasta mı oldun ölmen gerekiyor.hayat 2+1’den çıkan şarkılar anlamı ise benim onları duyabilmem gerisi çürük meyve kabuğu az önce yediğim zehirlenmekten korkmadan…

risk çok bir önceki paragrafın son cümlesinde.ve risk yok bir önceki cümlemde.garip kokular, burun akıntısı, düşük samimi vokaller, gidip gelmeler, okumalar, uyumalar ve sarkmış meme kadar uzun yollar yatak odasından kabir azabına.kırmızı renk bol su bardağımda ve jelatini masa üzerinde duruyor ölüme gereçken bana araç olan keskin arkadaşın.dakikalar susmalı benim için ve ömür saati son çeyreğini bitirirken ölüm konulmalı gecenin adı…

çelişki doğmalı önceki paragraflardan sonra adı konmalı bu cümlede yalanın geçmiş olanın hikaye olanın.

saptadık

masanın köşesinden düşmüştü yere özenle süt dolu bardak.kırılıp ayrı bir kenara düşen kulp ağlıyordu.elimden hiçbir şey gelmiyordu ki demin elimdeydi.anlık olaylar, ne olacağının tahminden öteye gidememesi ve 1 saniye sonra ölmeyeceğimin garantisini verebilmem nedir bu çelişki.1 saniye sonra ölmeyeceğim de mi bir tahmin.her şey bir tahmin.

olasılık problemlerde sorulduğu kadar kolay olsa keşke.bugün yanına gidemediğin bir kişinin aslında seni yanında isteyebileceği olasılığı ya da yer verdiğin o adamın yer vermeseydin seni öldürebileceği olasılığı.farkındayım popüler bir kelime olasılık kimine okuduğu kimine yaktığı kitabı hatırlatıyor -belki- ama her olasılığı olumsuz oldurunca da yapamıyor insan.

felaket güle oynaya indiğin o yokuşu çıkarken hissettiğin her şey küfrettiğin her yüz tükürdüğün her ağaç.nefret ağzıyla çektiğin o rahatlatıcı yalanlı sigara ilham perin zararlı sıvılar ve üstüne gerek duymadığın kadar boş kağıt verilmesi kaleme dönüşen parmakların yazdıklarını kablosuz bir şekilde iletebilen klavye.

sonra sonralar.yarın kalacağım arkadaşın sonrası dün kaldığım yatağın somyası ve kitapları çeken kütüphanenin sonrası.yenileri eklenince taşıyabilecek mi sorusu.sonra da olur.tam istediğin şekilde şekillenir hamur başkası açar sen arasına girersin.başkası kızarır sen özünle pişersin fırının içinde.sonra o da olur.sen kağıt olursun delgeç gelip deler seni.saç olursun şapka örter seni.kendince korur güneşten sense karanlıktan korktuğunla küsersin ona.sonra hepsi olur.savaştığın her an yaşanmamış, öptüğün hiçbir kız sevilmemiş, duyduğun herhangi bir müzik yapılmamış, o gün ordan çıkılmamış gibi.sonra herkes herkes olur.sonra herkes ölür.

kelime bulamazsın beynine saldırırsın saçmalamak bu yüzdendir.yok kadar var olabilseydim hayatında yoktan var etmiş olurduk sanırım.sen kadar temiz olabilseydim annen almazdı toz niyetine hayatımı.su kadar sıcak olabilseydim temizlerdim aramızdaki kiri.köpük kadar hafif dondurma kadar ferah ocak kadar yağlı boya kadar renkli cüzdan kadar içi boş olabilseydim sen şehrime akan lav olmazdın volkanlardan.

ölüm mektubu 2

karanlık bacalardan çıkan kül taneleri kadar birbirinden ayrı ama bir o kadar aynı yapıdayız.gelişi güzel geçiyor hayat.sevişi çok özel oluyor oturup düşünen adamların, kadınların.ve her düşük cümle ona olan heyecanı anlatıyor kendi içinde.anlamasan da anlamak istemen yetiyor kimilerine, bana en azından.hal vaziyet ne dersen artık bir süre sonra isterikle bitiyor.istiridye gibi dağılıyoruz.kuşlar kadar özgür kılıyoruz acıya doymayan bedenimizi ve her ihtimale karşı cebimizde tuttuğumuz bir ötekimizi.ötekilerden kurtulmadığımızdan kaybediyoruz ya.hikmet arıyoruz her bir lafında bakışında senle hiç ilgisi olmayan davranışlarında.ama biliyoruz orda da saatler 60 dakikada bir bitiyor günler aylar yıllar geçiyor.paylaşılan paylaşmayı umduğumuz her şey, kendinden bile çekinen bir ötekiyle, ölüyor.biz 60 dakikada neler yaparız bir düşünün.uyuruz uyanırız, üşürüz üşeniriz, severiz sezeriz, duyarız dururuz, geliriz gideriz.ve gün geldiğinde su sadece su içip kendimizle çekişiriz.kim önce bitirdi.ben önce bitirdim.bizim için bitirdim.ucu bucağı yoktu sevgimin ama ben bitirdim.yarın yanıma geldiğinde olmayacağımı bildiğim için bitirdim.ne kadar açıklayıcı oldu bilmiyorum ama sanki yüzün çoktan göz yaşlarıyla doldu.korkma kapıyı aç ve içeri gir yatak odasında seni bekliyorum.intihar ettiğim günün ertesinde bu mektubu yırtıp benle yakmanı istiyorum.

pol-yan-na

bir de şu var, sabah sokağa çıkıp koşası var geceden.tekrar tekrar yeniden başlamak diyete.seçilmiş kelimeler ve kalıba oturmak var.dün o kadar kalabalık kalktık ki birimiz tuvalete birimiz mutfağa birimiz temiz havlu dolabına.sonra hepimiz aynı caddeye çıkan farklı sokaklara ve aynı müdüre çalışan farklı departmanlara.ömrünü siken bu yalancı sabahın, silahıma kurşun olacak kırmızı ışıkta geçen kadının ve ne olursan ol insan ol mantığının beşiğindeyiz.yukardan aşağı müzikte bir nota, soldan sağa varlık.müzikte bir nota “mi”yi herkes bilir ama varlığın mal olduğunu kimse bilmez.seni sömürür.seni savurur.seni sallar.orta malı olmanın eşiğindeyiz.deprem olur panikleriz, kitap okur çekingeniz, suç işler iyimseriz, ters giyer gülümseriz, küfür eder öğretiriz, para olur güçleniriz, sara gelir titreşiriz, azık alır besleniriz ama sabahın kadının ve insanın beşiğindeyiz.kim ne derse diyebilir ben, sen ne kadar yalnızlık çeksende gezegen sana üzüldüğün halde gözyaşı vermezse de cana kıyacak yaşa gelmedik daha.bundan ürkmemeli gelecek getirecek her yağan kar eriyecek buzullar bile…polyanna derler görmedik değil bir de şu var, akşam eve gelip içesim var sabahtan, tekrar tekrar yeniden açasım var kadehe.yorulmuş bedenin üstüne gitmek var.dün o kadar azdık ki ne tuvalete gidecek ne gözümü açacak ne sevebilecek.yastığın öbür yüzünü bile çeviremedim.hep aynı soru yalnızlık paylaşılmaz.hep aynı gündem.ortam farklı gerçek farklı zaman çok farklı.ortada bir beşik var sallayan adam ise çevirir çarkı.sistem kurulu, çökertmek güç, huzur piç bir duygu.

luna park

karar veremediğinde sorar seni yalnızlık.nasıl geçti tatiliniz iyi dinlendiniz mi efendim.verilecek cevap belli belirsiz bir özlememiştim.istememiştim gibi bir lüksümüz yok, değişik bir organizasyon kendi imkanların haricinde yaşıyorsun kendi isteklerin dışında mecbur bırakılıyorsun.tabi olup biten yine senden kaynaklı gibi hissediyorsan tekrarlanabilirliği aynı durumun maksimum seviyededir…
çok büyük tedbirler almayın hiçbir zaman.siz farkında olmadan tehlikeyi değil kendinizi engelliyorsunuz.aslında doğru ve yanlış, yapılması gereken zaman da yapmak gibi bir niteliğe sahip değil, olmamalı.ben çok yanlış yaptım ve hep sorguladım sebebini sorgularken bir yanlış daha yaptım sonra bir yanlış bir yanlış daha diye gitti bu süreç.farkındasınız -eminim- şu an bile yanlış yapıyorum bu gibi durumları sanki size nasihat çeker gibi anlattığıma bakmayın yanlış yapıyorum çünkü düşünüyorum.çünkü yok oluyoruz…
en büyük eksiklik sevgi.basit gibi gelse de dolu bir kelime sevgi.kendinden başla sevmeye, kendinden başka her şeyi herkesi sevdiğinde ne kalbinde yer kalıyor sana ne de aklında durulmuş bir rahatlık.ve bağlanıyorsan kendin haricinde 2 3 kişiye samimi olarak ve bunlardan 1’i 2’si anne baba ise üzülürsün yine.işte bu büyük bir tedbire örnek.gerektiğinde anneyi babayı onu sevmemeyi öğrenin en azından deneyin.ve sonsuzluk bu davranışın doğru ya da yanlışlığında kalsın…
ucundan tuttuğun ipin illa diğer ucunu göreceksin diye bir şey yok.ördüğün bu haroşa öncekinden güzel oldu diye sonu gelecek diye diretmemek gerek.ipleri birleştirmemek ayıp değil yarım bırakmak suç değil tam tersine bağlantı kurmamak hayatta yararımıza.bittiyse bitti olduysa oldu acısa da kazısa da mezarını bağlama arkadaş sonunu görme bi yumağında.ver patilerine cengizin sürüklesin yerlerde kanatsın seni acıtan hatıralarını…
burda mühim olan başardım diyerek yapabildiğimiz her şey, gurur verecekse insana hakiki sevgisi vermeli verecekse isteyerek yaptığı her şey verecekse geçmişi sildiği müddetler ve gelecekse diye umutla o günü beklemek yalanından vazgeçip karşıdan karşıya geçmektir anadan gayrı yar olmaz diyerek ve başardım diyerek yapacağımız her şey…