bulana aşk olsun

En ağır yerinde kurulmuş sızılar
Olası her sallantı
Bir teşhir niteliğinde
Etkili bozuk davranışlarının sebeplenmesine
Kim her yerinde hiçlik hisseder
Durumların durakları şaşmış
Bir sonraki istasyonda
Suçun en büyüğünü hedeflemiş kalbin
Kaç kaçınabilirsen
İn inebilirsen
Susmak bilmez dilin
Aslında bir kelime dahi bilmez
Sor sorabilirsen
Söyle adettendir
Azmin varsa kırabilirsin
O durakta inebilirsin
Kapı kapandığı andan itibaren olacak
Olacaktır
Hazır mısın
Yok
Napiyorsun
Yok
Emin misin
Yok
Kimsin
Yok
Burkulacak gözlerin
Kan toplayacak
Şişecek
Sen en güzel yerinde
En kötüsü kalbimin
Kaba bir taslak
Krokisinde kaybolmuş
Bulana aşk olsun

eğlenin biraz

şu kavramlarından bu kavramlarından
en başından
adın alır yolun başından
sonuna gidene kadar kadın olur
sonra anlatmak için yıllarca
mahvolan bir kabullü organ nakli gibi
yarıda kalır umuda uzanan ilk bahar
kimin umurunda kadının adı soyadı
hangimiz bilincinde amacının
gösterişten ibaret
yoksa hep bir ağızdan rastgele bir konserde
bağırmak niye
ya da tanımadığın birine sarılmak
şu kavramlarından bu kavramlarından
en başından
en başına doğru
dönene kadar sen olur
sonra ölmek için yıllarca…

virgül

yanlış nokta
çekim basit
sessiz sinema
hareket naif
susmak yüce
virgül gece
kırık bardak
kan rengi
tadı damak
virgül şarap
hiç seven
kapı çeken
kadın giden
erkek s*ken
virgül yanlış
duymak için
su satışı
çok bira
güzel açı
bakış türü
gencin hürü
virgül kalmadı
duyma bugün
açma yüzü
gize örtül
satma bizi
çeker perde
karartma adı
güneş girmez
doktor tiner
otur yere
parke bağdaş
süt yavaş
damar çok
yolum kadar
başla şimdi
virgül kadar.

renkler(im)

bana kimseden kalmayan bir eşyadır ilkokul paletim
kendi paramla aldığım ilklerdendir belki de ki nefret ederim boyadan
sırf tutmak için onu
fırçaları tutup kibarca karıştırmak her bir absürt rengi
çocuktuk çocuğuz
oradan oraya uçuşan serçe kuşlarına
sinirlenebilen bir insana her bir beta balığına
ve bilumum bana anı hatırlatan canlıya
hayranım bu gece
neyin peşindeyim
kimin içindeyim
kim benim içimde
yol yol mu
paletteki renkler(im) kadar karışık
en sevdiğimdir kırmızı orası ayrı.

bana olan da bu işte

bana nefret

bana kin lazım

düşünce bir başka çığlıktan

bir başka çığlığa

çatlaklarını doldurmuyor

çatlak üstüne çatlak açıyor

gece sürüklemiş adamı

bir adamdan bir başka adamı

gün sürüklemiş adamı

hafta, ay, yıl, yıllar

sürüklemiş adamı

değişim kişiliği dejenere etmiş

haliyle yorgun

haliyle iflah olmaz 

haliyle kandırılmaz

olmuş

olan da bu işte

nokta koyacağı yerde virgülle uzatmış

bağcığı bir arkadan bir önden bir arkadan

haliyle yetmemiş

haliyle açık

haliyle düşer

olmuş 

olan da bu işte

bana olan da bu işte.

geceleri karalamak adına önüme gelen her kağıdı karaladım.

sarılanın tadı

garip sesi soluğu kalmamış kadar körpe

bir okyanus kadar derin sancılar

kalp kapakçıklarından öteye geçmemiş

insan kalıntılarından ibaret yaşam çizgisinde

sınır tanımayan gerçeklikler arifesi

dün yolun ardı yoktu bugün tamamı gözüküyor

sonucu belli her şeyin

herkesin

şimdi duraklarında beklerken törpülenmiş tırnakların yine de kazağa takılma ihtimali

serin suların eksi derecelerinde öpüşen kadın ve adamlar

olsun

yine de yalnız kalabilmek kadar korkulacak bir şey söyleyin 

insanlar kadar

başı dönen her katilin kadın olma ihtimali benim için

bakmadan çeteleme bakmadan şecereme

ötsün bülbüller.

zor

yalana bürünen bir gerçeğin katliamı gibi gözlerim 

karanlık bir yolcunun ardına takılmış

tükenmek üzere olan suları açık bıraka bıraka 

aydınlıkta yürümesi gereken insanlara bulaşıyor

korneasını delmiş burun çizgilerinden

sarhoşluğun çizgisi bu

yürümek için

bir bakıma amacı adını kötüye çıkarmak

insan yalnızlaşamaz mı başka bir biçimde

gizli ve kapaklı

durmadan akıyor

durmadan

yapboz parçalarını düşünün şekilleri aynı

ama yerleri farklı

keşke…

nasıl bir yapbozun içindeyim

yerim hep aynı

ama şeklim farklı

bir amacım yok 

bir rengim yok

hislerim yok

acı yok

kontrol edemediğim bazı gerçeklerle yaşamayı öğrenmek

yanında kalabilmek kadar bir insanın

zor

sen orda duranla bir olup gel

sen orda duranla bir olup gel

evet dün davranışların omuzlarını aşarak bugüne kadar bekledi seni

sen orda duranla bir olup gel

gök yarın kuralları çiğneyerek sana kadar inecek 

bulutların içinde bir ölü gibi kaybolacaksın

sen orda duranla bir olup gel

yürüdüğün kadar

istemediğin kişiliğinden yok olacaksın

evet evet

sen

orda duranla bir olup gel

duygusal her anından süzülerek mantıklı kalarak bekledi seni

imtiyazlarını kabul edecek 

şüphesiz sevebilecek

sen orda duranla bir olup gel

ama gelmeden düşün

sen orda duranla bir olup gelebilecek kadar sen misin ?

çözebilirsen

içinde kaybolan birini arıyor gibi

yolun sonuna gelmiş 

öğrenmiş

bilinmezlikten geliyormuş gibi

hiçbir problem yokken problem yaratan çocuklar gibi

kalabalıkta

karanlıkta

kendisine açılan her oyunu sonlandırmış gibi 

duyup duyabileceği her şeyi 

suçlusundan

sevgisinden

ortağından

alıp kendi kişiliklerine pay etmiş gibi

tüm yükün altına hiç korkmadan giren

iş makinaları gibi

bir olup gel.

bir süre yokum gençler

gürültü sadece bir gürültü

bazen bir araba kornası

bazen bir çocuk ağlaması

anlık patlamaların

ya da anlık sıkılmaların

gerçekliğiyle yaşamışızdır ömür boyu

yazarken bile bir gürültü çıkarırız

nefes alırken bile

ya da susarken.

susmak en iyi gürültüdür aslında dünya için

ne oluyorsa susana olur

içinde bağırır yuttuğu

içinde kalır söyleyeceği

yaşayacağı.

dışarıda doğaçlarken çok başka oluyor

gelip yazınca kayboluyor hissi

gerçekliği

neden böyle

gerçekten soruyorum neden böyle

bir insanın karşısında titrerken de oluyor bu

söylemen gerekenleri biliyorsun

söyleyemiyorsun

bakıyorsun gülüyorsun.

baktım

güldüm

elimi tuttu

gözünü kapattı

öptüm

ama dokunmadan

hissetti

mutlu oldu

sonu var mı

yok

sonumuz yok

ölümsüz olan değil mi

zihnimizdeki en büyük ütopya olan

aşk.

büyük bir yara ve bir o kadar da tuz var elimde, sanırım çığlıklarımı duymak istemezsiniz bu sebeple bir süre yokum gençler.

artık

artık her şeye gülerek bakıyorsun

başlıyorsun yola

basıyorsun basıyorsun 

gözlerini kapatsan da çok önemli değil

yol götürüyor 

dönüyor kendiliğinden 

önceliğini biliyor her sapağın

her tehlikeli sapağın

sonra ağaçlar çıkıyor karşına uzun uzun 

en az bir asırı var 

aralarında kalıyorsun 

karanlıkta çarpıyorsun onlara

gökyüzü sen ve yıldızlar

rüzgar esiyor 

yaktığın ateş topladığın odun

yetmiyor yetmiyor

içindeki ateş kadar büyümüyor

can yakmıyor 

içine girmeden bilemezsin

o tupturuncu renge girmeden 

hissedemezsin sıcağı

içimi içini

felaketi 

kalabalığı 

yalnızlığı

tartamazsın elinde öyle

poşetle taşıyamazsın.