karafatma yüzünden

veznedarın penceresi ve benim odanın penceresi arasındaki en önemli fark birinin önümde birinin arkamda olmasıdır. en önemli ortak nokta ise iki pencereden de bir beklentimin olmasıdır. odamın penceresi senden beklentim bir sirkülasyon veznedarın penceresi senden beklentim ise adın ve benimle kaçabilme ihtimalin. her iki imkansızlık da çok umrumda değil aslında. konuşmak istediğim poster olarak akıllarınıza yapıştırabileceğim saydam bile olsa aramızda bir engelin olması. kiminle olursa olsun. sana allah bana hava. 5 milyon dolar dersin, dile kolaydır o pencereyi kırarsın, önemi yok elin kanasın kalbi söküp alamazsınki. geçtim kalbi. acelen vardır koşarsın camı farketmezsin kırarsın. hiç unutmuyorum-ama sevmem bu başlangıcı- okuldan dönerken hafta içi bir gün otobüs bekliyorum. teyzem acelesi vardı sanırım indi otobüsten hoplaya zıplaya koşacaktı ki çat diye durağın camına gir sen. kırılmamıştı o ayrı. geçtim onu. bir kaplumbağa düşün akvaryum içinde büyümüş olgunlaşmış kendince elimi cama koyuyorum ham-ağzını açarsın hayal edebildiğin kadar lezzetlidir o an düşecek olan ve tam kapattığında iki dudağın bitirir bu sesi- yapıyor. bütün hayallerin yıkıldı mı ? işte o veznedarın penceresi yıktı beni hayali bir günde. film gibi olsun istiyorum her şey. hayal ediyorum bu sebeple. sabit bir şifresi var yaşamın james bond çantamın şifresiyle aynı. odamdaki örümcek ağı sen ördün bunca zaman bulabileceğim en güzel şifreyi sessizliği.

bir gerçeğin harfidir L.

görünüş tam tersi bir netlikte yansıyor çoğu zaman. ne acı ki bunun gerçek olduğunu düşünenler, o yönde doğrultuyor kafalarını. ara sıra yapmadığım şey değil varsayıyorum bu gerçekliği ama genelde yanıldığımı tespit ettim diyebilirim. ne görünüş ne tersi ne biraz tersi aslında hiçbir şey yansıtmıyor gerçeği. “gerçeği bir sır gibi senelerce sakladım” da buradan mı geliyor sormayın o sanattır. belli bir kademe de o da yalandır. kazançtır.

genellikle ders çalışmaya gelirler kütüphaneye. kütüphane kurumunun amaçlarından biri de evet odur; teşvik etmektir öğrenciyi ders çalışmaya; ortam sunmaktır eğitim ve öğretime hizmet sağlamak hususunda ama kütüphane bence kitaptır baştan aşağı. koruyucusudur tozlu sayfaların, kıyafeti olmayan kitapların. tiplerinden soyutlamaktır içindekileri, kelimeleri umursamadan. raflar ile olan aşkıdır basıldığı andan itibaren başlayan.

çoğu şanslı değildir. çok klasik bir tavırdır ama kaderin oyunudur kanepe altında, kömürlükte, toprak altında hapsolması -çok sevilen, kitaplar için fazlasıyla anaç olan- kütüphaneye uğramayan kitapların yaşadıkları.

nereden geldik bu saçma sıkıcı konuya bilemedim hatta yayımlamak bile hiç istemedim.

ama görünen hiçbir şey gerçeği ifade etmiyor benim için. 

niye mi ?

bir kağıt al eline ve büyük bir L harfi kondur tam ortasına.

ters çevir, ışığa tut. 

ışık sana cevabı verecektir. 

bir dönüşün harfidir U.

şimdi tam bir değişim arifesinde ve kiremit kadar benzer yapıda eskiden dağınık olan benliklerim üstüste gelmek hususunda. aslı ne diye sorarsan bir önceki tavırımdan anlayabilirsin. hala dağınığım benden daha dağınık olduğunu bildiğim bir darmadağınıklığa. olsun demeyeceğim gayet oluyor. insanlar evet afetmezsin ama çok da sikimde değil. kalabalığın içindeysen virgüle kadar. virgülden sonra mecburiyse o boşluk siz orada kayboluyorsunuz. insanlar sivrisinekler kadar bile canımı acıtamıyor. hep bir barış hep bir eğilim içinde olmak baş ağrısından kurtulmak kadar basit. baş ağrısı yapacak kadar da yoğun. hangi biriniz o seviyeye erişiyor ki. o seviyeyi seviye yapan ne ki. sorular ardı ardına kesilmez. ismin kadar önemsiz kapanan kapıların şiddetinde bir sese de sahipse hele oldukça önemsiz yansıtılan büsbütün gerçek değil. izlenilen yol aksini göster doğrusunu bulsun sonra yapsın. doğruyu bulmak kişinin içinden geçer haberi yok bu öğretinin. öğretinin kendinden haberi yok. saçmalamak en büyük güzelliktir bence doğada. doğruyu söylemek, bu doğru demek de en kötü afettir. gel üst katında bir tabaka oluşturalım dünyanın. adını biz koyalım. bize çıkalım. bizde yatalım. bizde kalalım ömür boyu. sarkınca camdan aşağı bizi görebileceğini sansın her küçük çocuk. şirinler gibi olalım. ama mavi değil biz kırmızı olsun. kırmızı hayattır. kırmızı kandır. kırmızı bizim için kavuşturandır. çünkü biz ölümün diğer adıyız. aslında biz. aslında ben. gibi klişe bir deprosyondaydım. depresyon bile yazamadım o ayrı. geriye saralım ve kurtulalım şu gidip gelen salıncaktan. düşelim bir kere de tahterevalliden. düşün sivrisinek bile daha değerli öldürmeye kıyamadım lan. benden bir şeyler alsın götürsün yaşasın onla istedim. karşılıksız sevmemişim onu anladım şimdi. evet aradığımı buldum. uyumam gerek. uyumam. uyu. uy. u.

ayna

karmaşık kadar

taşların içinde bir kafa

ölü mü diri mi

sayıklarsın ya uyurken

istemsiz dökülür

belki de sebebi susamışlığın

/

çok gülüyorum lan kendime. beklenmedik şekillerde bulabiliyorum kendimi. kareleldiküçgen falan garip şekiller. saatlerce uyuyup saatlerce gülebiliyorum. saçma sapan müzikler bulup kulağım sikilene kadar dinleyebiliyorum. bazen de karadır kaşların benzer kömüre. duruyorum genelde. öyle hiçbir şey yapmadan. kimseye bakmadan. orda kızlar dans ediyor falan. ben oturuyorum. genelde gülüyorum. eğleniyorum mallıklarıyla insanların. ben de mal oluyorum kabul ediyorum. ama eğlenebiliyorum. doğru her gece süt içiyorum. ben de ezel izledim. hiç ummadığım insanlar da fatmagül’ün suçunu izledi. önemi yok sikilmiş-çok ayıp oldu lan satılmış diyelim- dünyada. athena’nın müziği gibiyim. hatta satılmış dünya şarkısı diyelim. menfaat olmuş alem inanki. olmaz böyle nereye kadar. uyan uyan uyan. uyandım. görüyorum. kimsenin görmediğini mi? hayır. kimsenin görmediği ölüm. tarzlar var mal mal isimleri var. müzik olsun kıyafet olsun web sayfaları olsun. yaratılan her kategoriye karşıyım aslında. var işte. dinleyen bilen isteyen her boku yapabilir onlarla. bulabilir de aynı zamanda. niyeyse saçlarım çok uzadığında hep soruyorum kendime lan uzatsam mı ki şu saçlarımı. ama ertesi gün de gidip kökünden yok ediyorum tüm sorularımı. banyo yapmayı çok seviyorum. kıyafetlerimle yıkanmayı bile denedim. şimdi niyeyse annemin yagmur yagarsa haber ver dediği geldi aklıma. saçma mı ? saçma olan haziranın 19u-eski çok sevdiğim küçük kadının doğumgünü-nda yağmur yağması. ha bi de ne fedakardır o kadın-annem- yagmur yağacak ben haber vereceğim o da kalkıp bence gecenin sizce sabahın üçünde dördünde çamaşır toplayacak. sikerim yağmuru.çark ediyorum çok severim aslında yağmuru. korkutmasalardı insanları veya insanlığın dorukları dünyanın 7 harikasınında harikası-kimse o mal artık!- yağdırmasaydı delicesine sert ve koca koca doluları asitlemeseydi toprakları çok severdim. büyük bir şemsiye içinde kolkola girmiş vuuuuuu öpüşen sevgililer. aslında son defa. kalıplar halinde. hazırız baskıya hadi gidiyoruz sünnet olmadan ölmek durumunda kalan çocukların memleketinden. gerçek olmayı şart koşan garip oyunlar. buz hokeyi istedim hep oynamak. paten kayacaktık hani. düşecektik ya. o günü hatırladım şimdi. hayat zor değmez bize ters bu işler başka alışmak yetmeez yürek ister dayanmaya. nasıl ?

anneme benzeyen bir kız

korkusundan durdu zamanım
yok olan her şey kadar olağanım
ve kaykayın da bunda payı var
ışık kadar imkansızım
ışık kadar kararsızım
bağlılıktan aday son sürat adımlarım
tartmasınlar aynayı
içinde binlerce ben ve bir o kadar da kararsızım.

dün gece yaşadım mı

olmuyor denense de kaç milyon kere denenmişler
yapsak da her şeyi kalıyor yine istenenler
ortasından dalıyoruz biz her şeye
kabul edip edilmemesi gereken her bir yere
sonra konuşuyoruz üstüne değişir mi diye
ve satır atlıyoruz farkında olmadan
çok büyük boşluklar bırakarak
istemeden orası ayrı
çok istedim bugün doğaçlamayı
şu karşı binadan atladım ben evime
pencereme
o kısa mesafede gördüm her şeyimi
her şeyim ne ki benim
çöp kutusundan ibaret
okuduğum kütüphaneden mi şikayet
sonuç
karar alındı
yapılacak dendi bu gece
bu gece o gece mi söyle bana be
itiraz etmedim işte sana
gel de al amaçsız her yanımı
amaca bürünse de yaşarken ilaç niyetine
sordum uçan kuşa
ayrılan kıza
uyuyan güzele
mutlu ama iki küskün kadere
cevap dedim
cevap
vermedi kalem oynatmadı benim için
ben yaratıcı olamadım
erişemedim sana
oluk oluk güldüm arkandan
ağlasa mıydım
ağlatsa mıydım
iyi olacaktı bilemedim
şimdi gelen geçen rüzgarların adıyla anar oldum seni
eey karabasan çık içimden
dışarda yeterince ben var
yeterince sen var
yeterince gerçek var
şimdi çık
çık içimden karabasan.

.

okşuyor güzel hayallerinde kalbimi
seviyor uzaktan kendince
içiyor en kötü suyu belki
belki kenarından kokluyor beni
belki istemiyor aklı ama
el uzatıyor da aynı demde
okyanus kalemlerimde
gözlerim kapakların altında
geç üstümü örtmeden ışıklar
geç karanlık yerine beni sar
ben bu derece hızlı akıyorum bugün
ben bu derece güzel kolluyorum kendimi
hatalarımın arkasında büyük bir duvar ördüm
sesim değişti
yüzüm değişti
içim değişti
kalem evet demişti
özleyiş acıdaki güldür demişti
kabul edip oturdum
oturdum yudum yudum.

,

sakıncalı
doğru sakıncalı
karşıma geçip kendime sorduğumda
sakıncalı
ben her metroya bindiğimde
sağımı solumu karıştırıyorum
bu çok sakıncalı
ve insan yüzü
insan yüzünden
sakıncalı
sorduğun her soru
cevabı kadar
sakıncalı
aldığın her yudum
geçmişin kadar
sakıncalı
evet
benim kadar her şey
sakıncalı.

önüne gelen her lafı güzel bir dille çevir.ama o dili sadece sen bil.susmak o dillerden biri.ve o dili sadece sen bil.

düşündükçe çıkar oldum yola
sorar oldum kendime
kendimde arar oldum her şeyi
bulacakmışım gibi hissettim
bulamadım değil
bulmadım
uzatarak okumak her kelimeyi
istedim amına koy***m
istedim işte
bilerek yaptım lan her şeyi
bilerek sevdim dedim lan
öptüm
öptüm öptüm
bağlanmak için öptüm
baktım baktım
baktım
bağlanmak için baktım
ona da bakmıştım
şuna da bakmıştım
hepsi aynı amına koy***m
hepsi aynı

telaffuzu zor aklımdan geçenlerin
ayıp oldukça
kayıp oldukça içimdekiler
durup düşünüyorum
kaçıncı yolum bu kırmızı ışıkta durmadan giden
enkaza sebep
kaza sonucu aklını sıyıran kaldırımlar mı.
ben dün gece yaşadım mı.

hırkanı bile özledim

en ufak sapma olmaz güneşte
açar nazlı nazlı
batar güle güle
şimdi nerde deniz yeli
şimdi gökyüzünde kalıntıların
kokuların kulağımda ilk defa
tertemiz gülüşlerinle yıkandım bu gece
işlerimi bitirince oturup seni düşündüm
ördüm üstüme saçlarından narin ve ince
hırkanı bile özledim.

of ne biçimdi o

kimin neden kaçtığı değil
kaç yüzyıl önceden geldiği de değil
kabul ettiğimiz kadar yaşardık
geçmişi
of ne değildir açıklamak
ne evet demektir kaçarken
sorduklarında
yalnızlığı
of ne öğüttür gençliğime
ne şarttır peşimde koştukları kadar
kadar kadardır işte
gerisi ya da ilerisini sil süpür çocuğum
tabağında kalmasın
of ne arzudur o silik
ne kuşkudur o poşetinden akar
kokar cıvık cıvık
artıklarından
artırdıklarından sabunun
köpükleri kadar çabuk
of ne ürpertir o soğuk
ne güzeldir o damarı kesmek
sivri bir kenarda tek taraf
olmasaydı yörüngesinde gerçeğin
tükürmeseydi gökyüzü
of ne yapışkandı o gece
ne geçendi o rüzgarıyla
savurdu ya
yeterdi isteyene
istemeyen zaten
of ne çılgındı ortasında
ne güzeldi turşunun kabul edilişi
ekşinin krallığını ilan edişi
demeseydi de asacaklardı
yukarıdan gelen
yukardasın ya sen
of ne gümüştü ikinci sırada
ne telaş edildi kentimde
kuruntuydu şüpheyle sevgili
sevindi düştüğünde
altına ya da üstüne gir çıkma çocuğum
içinde kalmasın
of ne dürtüydü o
ne sevinçti içinde tortulaşdıkça
korktu
neden bilmem
orospuydu paçası.

sevişerek ayrıldım

bazı şeyler çok zor.
çıkmaz.
paralel iki insan.
etkileşim içinde.
hayalleri var.
her şeye yetecek kadar.
güçleri var.
seviyorlar.
istiyorlar.
aldırmıyorlar.
ama olmuyor.
yılan büyüyor.

ve.
en tatlı anında zehirleyecek.
başı sonu gibi.
gerçek kabul edilir.
herkes ortada.
en ufak sapma yok.
çok erken evet.
ama.
sonu yok.
sadece yetmiyor.
devir garip.
saçmalık.
özleyeceğim.
çok.
sevişerek ayrıldım.

teorikte hayır

korkuyorum insanlardan
yarattıkları felaketin umrunda olmamasından
onları cezalandırabilecek bir yapının olmamasından
anasını avradını sikemediğim için korkuyorum
bağlanmaktan korkuyorum
gayet doğalken her şey tılsımını bozmandan
su içerken gelip bana dokunmandan
sevip sevip yok olan o güzel duygulardan
anasını avradını sikemediğim için korkuyorum
algılarım son derece kuvvetli artık
kimle niye konuşmak istediğim çok belirsiz bende
üstüme gel üstüme gel hepsini al gel
umrumda değil artık bıraktım ben her şeyi
senin kurduğun düzeni
senin yarattığın insanı
sana inanan her yaratığı
ben istemiyorum
anasını avradını sikemediğim için istemiyorum
sen varsan çık ortaya çık
çık da göster hadi kendini
isyan mı arıyorsun illa
kıyameti götüne sok
insan başlı başına kıyamet zaten
hiç yaratmasaydın hiç olmasaydı ya bunlar
ne olurdu
ne geçiyor eline
elin var mı
elini sikeyim
sana hiç bu derece sinirlenmemiştim
hiç bu derece ağlamamıştım
hiç bu kadar mal olmamıştım
hiç bu kadar kötü düşünmemiştim
içimde bir yerlerde sen vardın
şimdi o da yok
şimdi sadece ben varım
anasını avradını sikebildiğimce ben varım
susmak da garip bir eylem
uygularken evet
teorikte hayır.