ve işleyecek hep

kalbime düştüğün günden beri topladığım her bir yıldız şimdi gökyüzünde bize bakıyor
saklandığım ya da kaçtığım ne varsa bugüne kadar şimdi hepsi gün yüzünde
seninle başlayıp seninle sürecek olan bu yolu resmedebilseydim
her gün yeni bir renge bürünen ve sürekli açan bir çiçek çizerdim
gözlerini kapatıp hissetmek ister ya insan aklından geçeni yanı başında
sen her karesinde her anında varsın
o çok küçük detayların
o kocaman rengine aşık olduğum gözlerin
ellerin, sesin, ay tenin hepsi buram buram
hepsi içime işlemiş
ve işliyor
ve işleyecek
hep.

bir hayli oldu ha ¿

insan kaybolduğunda özgün olan her şey kadar yalnız ve cazip
kimi kuyunun dibinde kimi kuyunun dibinden
anladığın her şey ama her şey kendine
kendinden başka kendini anlayan yok
umursayan var ama
seni seven seni senden çok seven
suları açık bırakıp gitmiş
yani
eşittir umursamamış
sevgisinden başka hiç ama hiçbir şeyi
piyano gibi
var bir ilişkisi her bir oktavda notanın
ama hepsi ayrı bir yalnızlık içinde
bir insanı ya da canlıyı bekler
parmaklarıyla bir ahenge sürüklesin diye
ahenk oysaki sonu olan bir yalan

dolaşıyor kaldırımlar

şimdi dönüp dolaşıyor kaldırımlarsorular soruyor teninde izi kalan her bir adıma“hoş mu bu yaptığınız ? acımıyor mu sanıyorsunuz ?”izmaritler, tükürükler, bilumum iğrençlikler…“hanginiz narince bir yaprak gibi değecekhanginiz öpecek eğiliphanginiz kanını dökecek üzerek beni…”kar, çamur ve yaraya basılan kimyasal tuzlar…görüp garip davranışlarını insan oğlununşehrimde kalmamış diyorum adını kendine yakıştırıp adından yola çıkan düşüncesaçını herhangi bir renge boyadığında felsefesini üstlenensünnet olunca erkek olduğunu sananekranı kaplasın diye her vücuda baskı uygulayan…gece ile gündüzü karıştırıp renk katıyoruzhayatın renkleri neydi unuttukses tonlarından yoksun tek düzehep aynı yolların yolcusuhep aynı durağın üşüyenihep aynı büfenin müşterisihep aynı gazetenin hiç okunmayanıhep aynı klavyenin en sadık dokunanıhayalinde bir 5000 feetkar, çamur ve yağmur önemi yokvursun Boran, Botan alışık.

yazasım1

her sorunun cevabı içinde aslında insan
giderken de böyle gelirken de bu böyle
ayrı düşülen fikirler beynine düştüğünde
geceye kamp kurar
sorar da sorar sabahın beşinde öten kuş sesinden
incedir törpüsü güzelin önemlidir tırnak et mesafesi
bakımıdır dişinden etine ve gönlündedir yelpazesi
sıkıldığın basmakalıp bir eş uzak ama yanında ise
kemikdir değmeyen tenin yorganda bile hisseder enfesce
hiç duymadığın bir tonda renk cümbüşle gelir kulaklarına
alır kimbilir kimse bilmezliğinde
zorla da olsa yüreğine sokar bin küsür kat çıksa bile
albatros
kanadında unuttuğun bir satırın
cümle başında yanmış ismi o yarın
gelecekse de ayrı yazılır o tadın
kimbilir kimse bilmezliğinde
sarıp sakladığın en güzel yüzündür
çift taraflı bir giysi çelişkisinde
öteden öteye
adıma adım
adına adın
sağır ne bilir ne bilmezliğinde
tükürük gibi ağzımda döner de
güneşten farksızdır
beyaz siyah
atadığın isim ile hoşlanır da
söylemez ise
eser o dur bekle
gönlündeki yelpazeden
bin küsür katındaki gizeminde
geceye kamp olur
çadırı da kendisi
soğuğu da
sıcağı da
adımda adınsa
sarılıp örtülürüm.

kim yaşayabilir gerçekten yaşamak istediğini

şimdi kalabalığa çık bağır. içinden gelenleri sadece. ve içinden gelenler saf olsun yaşadığın müddetçe. kim kimin umrunda. her zaman sorguladığımla kaldım bunu. anlatmak istediğim değil yanımda. anlatmak istediğim değil kimse. anlatacaklarım dünyayla sınırlı. kim erişebilir. kim sorabilir en güzel soruyu. kim yaşayabilir gerçekten yaşamak istediğini. sorguluyorum. olay şu bu o değil. olay kendiniz. olay kendinden öteyi düşünmediğinde. olay sadece bu. bunun da farkına varmak için yapılması gerekenler var. ama kimse bilmiyor. zaman gerçekten her şeyi çözüyor. mu ? derin bir sorgu bu. içinde yaşadığımız torpido hep bir başkasının komutu altında. açıp kapatmak hep bir başkasının elinde. imkanlar hep bir başkasının elinde. yazı yazmak sadece bize kalan. ya da yatağa yattığınız anda düşünebildiğiniz size kalan. bu. hayat bu. sadece nefes almak yeterken bir insana. çok daha fazlasını zorluyoruz. istiyoruz. yapamıyoruz. üzülüyoruz. adı ayşe veli fatma ali hatta. olması imkansız şeyleri istiyoruz. yapamıyoruz. üzülüyoruz. kolaçan et şimdi aklını. ne var. hiçbir şey. koca bir hiç-bir-şey. bağıra bağıra çağır yalnızlığını kapatıp gittiğinde annen odanın ışıklarını. sorma. neden niye niçin. neden. niye. niçin. su gibi olsun her şey aktığı yeri delsin zamanı gelince. her şeyin zamanı var. zamanı ben alt üst edip geldim. farkında mısınız her şey elinizde. ben bile. sesim bile. adım bile. adım akın. adım hüseyin adım fırat. adın gökyüzü. farkeder mi ? yanında yaşlanmak için her anı seninle mi geçirmek zorundayım. evet. yanlış. nokta büyük olsun. yanlışlar yaşından küçük olsun. büyük olunca ooof. yetişemiyorsun. algıların açık. ama algılayamıyorsun. bedenin bazen yetişemiyor yalnızlığının bitirdiği şarkılara. sonunu getiremiyorsun. makamlar dolanıyor etrafında. ışıklar yanıyor 120binbilmemkaç saniye uzuyor hayatın. bugün videosuna güldüğüm babam. yarın ölünce. ne olacak. düşünmüyor değilim. güldüğüne ağlar mı insan zamanla. ben ağlıyorum. şimdiden ağlıyorum. acısını çekiyorum. öyle bir adam oldum. öyle bir adam olacağım. hasta olsam bile. seni onu bunu sevmezsem bile. ikiye katlı hayatım. uçurtma yapmak için başlamışlar. yarıda kalmış. unutmuşlar. savurmuşlar. kanatlarıma mektup yazmışlar. sevdiklerine yollamışlar. hangi mışlar bizi kurtaracak ? hiçbiri. hiçbiri kim ? belki daha doğmadı. benden 20 yıl önce bir tane daha var mıydı ? vardı. ne diyordu ? o da benim gibi ayşe veli fatma ali hatta diyor muydu ? ya da annesinin üzülüp üzülmediğini düşünüyor muydu ? boşluğa at. boşluğa at. boşluğa at kendini. öteyi düşünmediğinde aklın belki de zamansız kulvarların çarpıcı taraflarını görecek ve olay kendinden öteyi düşünmediğine kendiliğinden geçecek. içinden gelenleri sadece. şimdi kalabalığa çık. bağır. anasını avradını siktiğim bu dünyada her zaman sorguladığımla kaldım gerçeğini bağır. kim yaşayabilir gerçekten yaşamak istediğini. nokta seni seviyorum.

sarmaşık

ahırlarından toplanır her bir o harikuladenin kız ve erkek çocukları

sonra sulanır bir sonraki evre için evin çimleriyle birlikte

soya fasulyesi kadar değeri yokken insanların gözünden her birinizin

her birinizin yalnızlığını çekecek kadar da iyi davranırım soya fasulyesine

şimdi sorun bulmacanın içinde kaybolmak ya da bulmacadan çıkmak adına uzatılan cümlelerden ibaret değil

sadece müzik bana bazı kelimeler veriyor ve ben bakmadan düşünmeden bir anlam ahenk yaratıp yaratmadığına odaklanmadan yazmak arzusundayım

nokta koymak kimi zaman zor kimi zaman da kimi kelimesinin bana kırmızı kelimesini çağrıştırması kadar garip 

bana en çok zamanı nerede kaybettiğim sorulursa kırmızı ışıklar derim bunu arabam olmamasına rağmen söylerim

ama bu bir yaratıcı takdiri midir emin olamasam da evet kırmızı benim rengimdir

dönersek ahırlarınızdan çıkan yaratıklara oldukça güzel ve oldukça siktiredilebilir varlıklardır

ben arabam olduğunda onlara karşıdan karşıya geçerken trafik canavarı olabilirim

hatta mümkün olabilir bunu başarmam bir arabaya ya da herhangi bir motorlu araca sahip olmadan

“sarmaşık en sevdiğim ve en korktuğum bitkidir” hayatımda en çok sevdiğim cümlemdir.

bu yazı bu kadardır.

üf

beni görmüş biri. gülüyormuşum, hep hemde. nasıl bir yalandır ooo. nasıl. içimde dolaşan kana karışana kadar her şey yolundaydı mı sanıyorsun. evet bir psikopat ile karşı karşıyasın. ama ben bunu hiç dile getirmem ki çünkü öyle değilim. insanlar farklılaşmak ugruna yalnızlaştırdı kendini yıllarca. ben de onlardan biriyim aslında. nasıl da kabul ediyorum kendimi bak. tertemizim bugün. yıllardır tertemizim aslında. kimse ne diyebilir ki bana ya da kim ne diyebilir ki sana. üf. geç yolun karşısına takma kafana bir davulcuya uyanmamamı. ve takma kafana ellerimin titremesindeki ahengi bile. rol hepsi rol. inanmadığımdan değil ki tanrıya. tanrı beni yetiştirdi bak karşına geçtiğimde titremeyi öğretti bana. gözlerimle görmeyi öğretti onlar boştu onlar boştu onlar boştu belli bir dönemece kadar. durgunum aslında ev boğuyor bir şekilde şımarık çocuk ol diyor. kaçsam evden şu siktiğimin köpekleriyle bağıra bağıra kovalasam o geçen her arabayı rengi kırmızı sarı yeşil veya herhangi bir parti inanç renginde olsa bile.devam edemiyorum çok acıyor içim yazı yazmak bile. ben duşa gidiyorum kayıp düşmek için değil gerçekten yıkanınca en azından temizleniyorum kanıma karışsan bile.

adı: gökyüzü

gün geliyor yeni gün. sabahın kaçta başladığından emin olmak için yapılan bir kaç kazı çalışması. duyguların arasında kalan pasları temizlemek için elime alıyorum kulaklığımı. ve ilk çalan şarkı her zaman rastgeledir. bora uslusoy’dan asla geri dönme. “asla geri dönme çok istesen bile, aşkından tutuşup yansan bile” diyor. yan odada kimse yok onun yanında onun yanının yanında da. sevdiğim her kimse ? kimse yok. banyoya kilitlemiş kendini. tuvalete kitlemiş kendini. mutfaga hapsetmiş kalbine giden her damarı. susuzluktan ölmüyor ama. çünkü evde bulunan her musluk. onun konumlandığı yer de akıyor. benim odamda bi musluk varsa bile sadece kokuyor su gibi gökyüzü gibi onun gibi. geçmişi hatırlatan bir şarkıyla devam ediyor. radyomun adı bira. şarkımın adı emre aydın’dan belki bir gün özlersin. çok dinlemiştim ben bunu geçmiş bir zamanda yaz sezonunda iki adım kadarken deniz bana yalnızlığıma çarptırılmışken bilinemeyen bir metafor tarafından. son sözü şöyle “biniyle de adaşsın her biri hayran sana” ki çok acıtıyor beni. peşpeşe yakılan sigaraların ardından hayatımda yaşadığım en büyük yarım kalmışlığın ortasında olduğumu hissediyorum. biraz bekliyorum sonuna yaklaştım sanki oldukça mutluyken. sezen aksu giriyor o sırada “bir sır gibi saklarım seni, ben bu yükü taşırım sen git git acılanma”. her ne kadar şarkıda sana ağlama dese de bana demesi gerekiyor çünkü hiç olmadığı kadar çok ve hiç hissetmediğim kadar derinden fışkırıyor gözlerimden. nefes almak kadar güzel bir şey yokken bir insanın yeni uyandığında ben nefessizliğimi paylaşıyorum doğan güneşle. sırtımda garip sancılar barınırken boğazımda düğümlenirken bana akıldan öte verebileceğin bir cevabın bekleyişi yüzümde kayboluyorum. sonra sarmaş dolaş olduğumuz bir anın yepyeni bir anın hatırası su çarpıyor yüzüme çalan şarkı hiç bilinmezlikten çıkageliyor ki bu da rastgele. bora öztoprak’dan nasihat diyor ki “kanar yalanına deli gönül yanarsın inadına bir ömür taze körpe berrak duru”. aynen öyle yan odadaki onun yanındaki odadaki. aynen öyle. susmam gerekecekse bir vakit sonra niye sustuğum bana ders olmalı. şimdiden oldu bile… diyecek söz bulamıyorum ki kendime. ben yıllardır bahsettiğim, aradığım birini bulmuşken olabilecek en kötü şey olacak. gözüküyor. söz veremiyorum emin olamıyorum ilk defa bazı şeylerden. üstümü giyme vaktim sanırım geldi. devam ediyor radyom. tual’den sen vaktinden çok sonra gelen diyor “sen vaktinden çok sonra gelen sevdalı bir yağmur gibisin çisil çisil gözlerimden sen çıldırmış şairlerin titreyen mısralarında bahsettiği perisin..pencereler önünde çürürken o güzelim yıllarım hayalim gözlerinin önünde bize ağlıyorum” ki çok fena depresyona sokar bu şarkı adamı. giyinelim neyse. siyah bir kravat üstünde bütün kurumuş kanlarımı barındıran siyah gömleğimin. aklımı saçlarımdan sonra en iyi örten siyah berem ve kadifeliğini dertlerimle çürüttüğüm son siyah pantolonum. kış sana geliyorum. harcadığım günlerin hesabını sormaya sana geliyorum. çıktım kapıdan ama bi an duraksadım düşecek gibi oldum. çalan şarkı ezginin günlüğü’nden aşk bitti diyor “aşk bitti elimden sanki minik bir balık kayıp gitti..aşk bitti içimden sanki bir şeyler kopup gitti aşk hiç biter mi hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kayıp gider mi” ki ayakkabımı bağlamak için oturduğum merdivende kala kaldım öylece. acı çekiyorum kenara çekilmiyorum üstüme basıp geçiyorlar. zıplayarak iniyorlar kafamdan güç alarak. o kadar da çok çabaladım ki bu anı yaşamamak için o kadar çok yarıştım ki kendimle içimdekilerle. yatak odamdan o kadar çok bağırdım ki diğer odalara girip çıkıp girip çıkıp yumruk atıp anahtar deliklerinden kokunu içime çektim saatlerce görünmeyen her noktadasın ama sorun değil gözlerim yeterince süzdü seni yeterince yakından baktı gözlerine yeterince ezberledi şarkıda dediği gibi aşk hiç biter mi hem de başka türlü birşeyken gerçekleşmişse. kalktım ayağa şarkı değişti ama ferda anıl yarkın’dan ayrılmayalım sanırım kapının dışına çıkana kadar intihar etmeme sebep olacak tek şarkı değiştirecektim ki vazgeçtim bir sigara daha yakıp dinlemeye ve inmeye devam edeceğim. sonunda bitti dinlemeni isterim ama üzülürsün dinleme, kıyamam. bahçe kapısındayım son sürat adımlarım birazdan koşmaya başlayacağım yeni bir günün devam eden saatlerinde. ne mümkün ama içime oturmuş bir yandan git bir yandan gitme diyorsun. kalbime bir yandan kan bir yandan ok fırlatıyorsun. ne mümkün yaşamak nefes almak. böyle rastgeleliğin ben içine.. çalan şarkı gece yolcuları’ndan unut beni diyor “sen de rüyalarındaa beni görüyor musun ? öyle zor ki ayrı kalmak, öyle dayanılmazki unut beni sevgilim, ben unutmuyorumm..” ki ben unutmuyorum. ben koşamıyorum nefes alarak ben yürüyorum gitgide yavaşlayarak. önüme çıkan her insanda bir ayrıntıymış gibisin. düğmen yeşilin benlerin herkesin üzerinde derisinde. çalan şarkı mirkelam’dan aşk garibi diyor “geri kalanla bana kalanla yaşarım sensiz senden yarım kalanla” ki bu son şarkısı günün ya da ömrümün. durmadan çıktım yola kulaklarım duymuyor sonrasını hatırlamıyor aklım. mirkelam dedi ki en son “her aşk başlangıçtan geriye sayım mı ?”. gözlerim dedi ki en son “gökyüzü”.

siz yazdınız

yazmak fiili çok var içimde ve karmaşanın en sempatik halleriyle yazmak

beyin sorgularını alt üst eden sadece içimden gelen bi alt yapısı olmadan

ahh olsa ne ! olsa da insanoğlunun noktaları var bomboş, dolduramadığı doldurmaya çabalamadığı

benim de olduğu gibi mesela tepkisizlik tepkimesizlik tepkiyememesizlik

şimdi kurşun kalem bitirebilirim

tükenmezin gücü de bi yere kadar tükenmezin de bi dolduranı tamamlayanı var

ama isyanların insanların ve biten alkol kutularının bi dolduranı yok tamamlayanı yok

boş küme var algılayamadığımız görünürde etkisi yok etkisiz ama biz nedense çarpıyoruz

içine girmeye atlamaya hoplamaya balıklama dalmaya falan çalışıyoruz

artık geçmişin mi geleceğin mi direnişi bu çözebilmiş değilim

ama bi istek bi çaba var o görünmemekte etkisiz olmakta ısrar eden boş kümeyi doldurmak için var

ben bu boş kümenin neresindeyim ? kimi zaman içinde kimi zaman içine nasıl girdiğimde kimi zaman da girmeye çabalarken havada asılı kalmış vaziyette ve şimdi cemiyette pişiyoruz cemiyette diyesim geldi

eskiden çok farklı olduğumu ham olduğumu pişmeye başladığımı gözümün açıldığını falan düşünüyorum

dostlarım çok yazıksınız yazılacak kadar yaptığınız yok değerlerin altını üstüne getirdim bunun değerlerle alakası bile yok bunun adı tek bencilik yani bencillik tek siz değilsiniz bunu yapan tabii ama tek yapan siz değilsiniz diye böyle yapmak zorunda değilsiniz.neyse bunları ben yazmadım siz yazdınız.

karşı blok zemin kat’mikrobiyoloji laboratuvarı

sabah saat 7.45 civarı kalktım sandım. saat 8.15’di yırtınan annemin sesi. alelacele üstümü giyindim mutlaka dişimi fırçaladım ve koştum. pastaneyi sabahın köründe kahvaltı yapmaya gelen insanlarla paylaştım. her zamanki beyaz peynir, domates, taze biber karışımından aldım bir de karton kutuda şeftali suyu. sakın lokmayla beraber içmeyin boğazınıza duruyor ve lokmadan sonra daha bir güzel tadıyor damağınız. şakıyor adeta şeftalinin koyuluğu. benim balık nobran da şakısa keşke. bir derdi var ama anlamadım. fanusa dokunduğum anda oradan oraya savuruyor kendini. yapma diyorum kibar yaklaşıyorum olmuyor. suyunu değiştiriyorum yine olmuyor yemi çok veriyorum yine olmuyor. sinirleniyorum ve 3 gündür yem vermiyorum. çocuğum olursa ona da böyle yaparım herhalde. ama dayanamıyorum ki bak şimdi veriyorum. hala kaçıyor. kaçsın. otobüs kaçacak diye hızlı hızlı sandviçimi yedim durakta. elimde şeftali suyu bindim öğrenciyim. gözlerim önceki günden kıpkırmızı. yaratıcıdan traşlıyım da çaktırmıyorum. ağır ağır durağa yol almak büyük keyif veriyor bana. arabaların sesi rüzgar güneş derken unutuveriyorum. bir de durağa gölge düşüyorsa değmeyin keyfime. durağa değil de genç bir kıza gölge düşüyordu. kırılgan da bir şeydi. niye bakıyorsun bile diyemezdi bana o derece. ben uzak durdukça o yaklaşıyordu üzgünüm imam nikahına karşıyım demek isterdim. klima candır. klimalı otobüse bindiğim zaman hiç düşünmem güneşin ne tarafa düşmeyeceğini. düşünmedim biraz da eğdim koltuğumu. nasıl esniyorum. nasıl susuyorum. nasıl unuttum ben o ilacımı. nasıl akıyor burnum. nasıl bir çöp bu. derken eve geldim. ayağı kırık anam. susup bekleyen anam. güzel anam. annem. hastalanmış. sikik bir devlet hastanesi. kazadan gelen kanlı hastalar. mosmor bir yüz. yarık bir kafa. çıktık. kızılay akay derken serum cart curt. birazdan da umarım serin bir uyku.

hastanelerden uzak olun. ölün daha iyi. gerçek ?