başım çok ağrıyor anne

postersiz bir akşamdı. telefon bekliyordum ondan. çaldı. açtım. “oğlum” dedi. “başım çok ağrıyor anne, ilaçların yerini bulamıyorum ve hiçbir notun gözüme ilişmiyor şu an.” dedim. nasıl uyuduğumu ben de hatırlamıyorum. yanımda biri var mıydı ? o bardak, onun o garip kalp kulplu bardağı neden baş ucumdaydı ? uyanmamla bu soruları oluşturmam arasında milisaniyeler geçiyordu. ağlamamla uyanmamın hiçbir bağlantısı yoktu. uyurken de ağlıyordum. uyurken de seviyordum ben onu. o, her gün giydiğim gömlekten, kilidi olmayan kapımdan, 3 yıldır kayıp olan uğurlu anahtarlığımdan, çocukluğumdan beri sakladığım mavi desenli tişörtümden, şimdiye kadar dinlediğim bütün şarkılardan daha değerliydi. o, sandalın arkasında beni bekliyor şimdi. altı delik iki karton bardak, bir küçük rakı ve kan salatası.

anneme benzeyen bir kız

korkusundan durdu zamanım
yok olan her şey kadar olağanım
ve kaykayın da bunda payı var
ışık kadar imkansızım
ışık kadar kararsızım
bağlılıktan aday son sürat adımlarım
tartmasınlar aynayı
içinde binlerce ben ve bir o kadar da kararsızım.

neden bilmem

tütün kadar eskidir bazı şeyler

ben mesela eskiyim epey

hatta ondan sonra doğdum

gelecek olursak aslına

kabul ettiğim kadar yaşadım

gördüğüm kadar bildim insanları

yargılamadım

çoğunu istemedim

yetindim içiyle

öptüm içimle

sarıldım

hep bıraktılar

doğar olarak

bu yüzden

neden bilmem.

öp başa koy

kuru bir hapşuruktan öteye

gece, en az benim kadar sakin

kaldır baş ağrısını

kaldır uyku sancısını

kalır her şey bana

öp dudaklarından

ve

sarıl gerçek olana

yorgana

sana sarılan yorgana

yalnızlığa. 

hırkanı bile özledim

en ufak sapma olmaz güneşte
açar nazlı nazlı
batar güle güle
şimdi nerde deniz yeli
şimdi gökyüzünde kalıntıların
kokuların kulağımda ilk defa
tertemiz gülüşlerinle yıkandım bu gece
işlerimi bitirince oturup seni düşündüm
ördüm üstüme saçlarından narin ve ince
hırkanı bile özledim.

son gecesindeydi

son gecesindeydi sarhoşluğun kadehlerinde hapsolan her şeyin tartışmak yerine kaldırılan dolaplara gerçeğin adını almak ağzına hiç yakışmayan kadın kadar uzaktı belleğin denilen asalet gereksizliği sorgulanmamıştı hiç daha ve önce sen ulayan gecelerin tam ortasında kalabalık sayılabilecek bir karanlığın ortasında bekleyen tükenmişlik içinde aldırış ararken kendin için tavırlarına gereksiz bir yük binmişti atın dört nalı sarmıştı etrafını bahçenin kokusu güzeldi uzaktan bakma öyle işte sabırsızlığıma dayanmak aşıladım tuttu beni yolculuk yaka kartım kadar asılı kalmadı hiç boynumda yükü vardı lam üzerinde hayatın uykulu anlarından kalma bu gece yanımdan uzakta durma öyle işte parasızlığıma say az oluşunu içkinin ne önemi var her halde kaçırıyorsam seni elimde olmadan son gecesindeyi.

:)

çantasından çıkardı çakmağıyla birlikte
ve ağzına götürdü
o bembeyaz dudaklarına
o an
o sigara
bacakları kadar uzun
gözleri gibi hiç bitmeyecek gibiydi
sonuna kadar izledim seni
sorana kadar bekledim
ne var demeni istedim
ne varsa alıp gitin

başlığa gerek duymadım olsun diye de yazmadım ama oldu çünkü gerekli

gözlerimi yumuyorum
açma çabalarım sanırım senin elinde
farkına varmamız gerek insan olduğumuzun ve arzuların -o arzuları-gerçekleştirmekle aynı yolda belli bir oranla ilerlediğinden
evet yolların eğimi bu dün ya da şu dünden kaynaklanabilir
ama yolların getirdikleri ile götürdükleri aynı
bir araba, bir adam, bir zen
kapı zili gibi tekrarlanarak yayılan bir ses
uyaaaaaaann uyannnnn uyaaannnnn
açma çabalarım artık benim
gözlerimi açıyorum ve yolun sonunda birikimli olarak arzularımdan vazgeçiyorum
farkına varmamız gerek gerçek insan olduğumuzun
çünkü gerekli gerçek insan olgusu.

oturdum 2

oturdum
konuştu durmadan
sus dedim
susmam
çıktım kapıdan dışarı
susmadı gitti
diyafondan nereye
susmadın hiç.

oturdum 1

oturdum
başladı ağlamaya
söyledim nereye
söyledi hiç
kalktım duş almak için
dedi nereye
dedim hiç.