karşı blok zemin kat’mikrobiyoloji laboratuvarı

sabah saat 7.45 civarı kalktım sandım. saat 8.15’di yırtınan annemin sesi. alelacele üstümü giyindim mutlaka dişimi fırçaladım ve koştum. pastaneyi sabahın köründe kahvaltı yapmaya gelen insanlarla paylaştım. her zamanki beyaz peynir, domates, taze biber karışımından aldım bir de karton kutuda şeftali suyu. sakın lokmayla beraber içmeyin boğazınıza duruyor ve lokmadan sonra daha bir güzel tadıyor damağınız. şakıyor adeta şeftalinin koyuluğu. benim balık nobran da şakısa keşke. bir derdi var ama anlamadım. fanusa dokunduğum anda oradan oraya savuruyor kendini. yapma diyorum kibar yaklaşıyorum olmuyor. suyunu değiştiriyorum yine olmuyor yemi çok veriyorum yine olmuyor. sinirleniyorum ve 3 gündür yem vermiyorum. çocuğum olursa ona da böyle yaparım herhalde. ama dayanamıyorum ki bak şimdi veriyorum. hala kaçıyor. kaçsın. otobüs kaçacak diye hızlı hızlı sandviçimi yedim durakta. elimde şeftali suyu bindim öğrenciyim. gözlerim önceki günden kıpkırmızı. yaratıcıdan traşlıyım da çaktırmıyorum. ağır ağır durağa yol almak büyük keyif veriyor bana. arabaların sesi rüzgar güneş derken unutuveriyorum. bir de durağa gölge düşüyorsa değmeyin keyfime. durağa değil de genç bir kıza gölge düşüyordu. kırılgan da bir şeydi. niye bakıyorsun bile diyemezdi bana o derece. ben uzak durdukça o yaklaşıyordu üzgünüm imam nikahına karşıyım demek isterdim. klima candır. klimalı otobüse bindiğim zaman hiç düşünmem güneşin ne tarafa düşmeyeceğini. düşünmedim biraz da eğdim koltuğumu. nasıl esniyorum. nasıl susuyorum. nasıl unuttum ben o ilacımı. nasıl akıyor burnum. nasıl bir çöp bu. derken eve geldim. ayağı kırık anam. susup bekleyen anam. güzel anam. annem. hastalanmış. sikik bir devlet hastanesi. kazadan gelen kanlı hastalar. mosmor bir yüz. yarık bir kafa. çıktık. kızılay akay derken serum cart curt. birazdan da umarım serin bir uyku.

hastanelerden uzak olun. ölün daha iyi. gerçek ?