karafatma yüzünden

veznedarın penceresi ve benim odanın penceresi arasındaki en önemli fark birinin önümde birinin arkamda olmasıdır. en önemli ortak nokta ise iki pencereden de bir beklentimin olmasıdır. odamın penceresi senden beklentim bir sirkülasyon veznedarın penceresi senden beklentim ise adın ve benimle kaçabilme ihtimalin. her iki imkansızlık da çok umrumda değil aslında. konuşmak istediğim poster olarak akıllarınıza yapıştırabileceğim saydam bile olsa aramızda bir engelin olması. kiminle olursa olsun. sana allah bana hava. 5 milyon dolar dersin, dile kolaydır o pencereyi kırarsın, önemi yok elin kanasın kalbi söküp alamazsınki. geçtim kalbi. acelen vardır koşarsın camı farketmezsin kırarsın. hiç unutmuyorum-ama sevmem bu başlangıcı- okuldan dönerken hafta içi bir gün otobüs bekliyorum. teyzem acelesi vardı sanırım indi otobüsten hoplaya zıplaya koşacaktı ki çat diye durağın camına gir sen. kırılmamıştı o ayrı. geçtim onu. bir kaplumbağa düşün akvaryum içinde büyümüş olgunlaşmış kendince elimi cama koyuyorum ham-ağzını açarsın hayal edebildiğin kadar lezzetlidir o an düşecek olan ve tam kapattığında iki dudağın bitirir bu sesi- yapıyor. bütün hayallerin yıkıldı mı ? işte o veznedarın penceresi yıktı beni hayali bir günde. film gibi olsun istiyorum her şey. hayal ediyorum bu sebeple. sabit bir şifresi var yaşamın james bond çantamın şifresiyle aynı. odamdaki örümcek ağı sen ördün bunca zaman bulabileceğim en güzel şifreyi sessizliği.