kaldırıp atacak

kaçıncıydı kalkışın masadan
benimse kaçıncıydı vuruşum masaya
bir bilinmezlikti ki
ne bileyim dercesine içten
soyulmuş bir banka gibi
yakalanacaklar elbet rahatlığında
kimsenin senin sesinden
çıkardığın seslerden
haberi
bihaber
duruluş bu
dirilişten
güneşin bıraktığı izlerden
oscardan
galileodan
ortadan ikiye ayrılmış bir masa
tutturacak bir çözüm yok
çözümsüzlük
insan bağı gibi değil mi
ihtiyacı var kollarına
o masayı tutacak
ya da kaldıracak
gitle dur arasında bir limanda
salacak düğümlerini her bir gemici
yenilik için
bir için
gözleri
kızıllıktan çalacak
tonunda bir ağacın
keman sesi gibi
çığıracak belleğini
suratsız heriflerden biriyim
kime kalmış olsa
kim kisvesinde
kibirlenir
yolun da bu
yolunda her şey
oyulmadan saatlerin yelkovanı
en tehlikelisi bir taşın altında akrep
ama biri yelkovanın
tamamlayanı
yanisiz
bir vatka omuzunda
çifti kayıp
yolumsuz
taşı konmamış
mezarcısı uyanmamış
mezarların başından
sonrasında soba kovası
selamlar ordan.

eşlik eden şarkı: manuş baba – aşkın kederi