istanbul

nerden başlamak gerektiğini düşünürken sen geldin aklıma. benim küçük, kırmızı, aldığım günden beri suyu değişmeyen, adı nobran balığım. giderken seni odama mı anneme mi emanet etmeliyim emin değildim. her ışığını yaktığımda dört duvarın cama yapışman, acıkman annemi tercih etmemi sağladı. ve öyle bir gecede çıktım işte yola. benden bir saat kadar önce başka bir şehirden yola çıkan arkadaşımdan aldığım mesaj ve o arkadaşıma yola çıkmadan önce attığım mesajın aklıma gelmesi beni alt üst edene kadar her şey güzeldi. ankaradan ayrılma hüznünü en başta bir kenara bıraktım zaten. inanmadığımı kanıtlayacak değilim. attığım mesajı da yazmıyorum. ama benim için çok eğlenceli bir mesajdı. arkadaşım ciddi bir kaza geçirmişti. inancın saçma ve garip yansısı gözlerime hain ve acıtan baskısı ise beynime işlemişti. çekilmez saatler ve sabahında şık, dinç bir insan isteyen aslında umursamadığım ama gerekeni yerine getirmek adına sıkılmadan yeltendiğim gerçekler beni bekliyordu. geçmişti kabaca otobüs köprüyü, geçmişti tehlikesi. arkadaşım da gelmişti kendine. ayrıntılara çok giremiyorum. ah o gizlilik ah o sen. kalacağım ev ile tanışıyorum. ve kokteyl o ana kadar en güzel dakikaları belki de. iple çekilen kişi, iple çekilen içki ve iple çekilen muhabbet. virgüle tutunmuş dönüp duruyor başım. kısmen yerleşmiş beynime kaybolacağım hissi. gülüyorum şekli şemalı hiç önemli değil. başka bir mekan arkadaşlar ve sonunda eve geliyoruz. uyku bir ekmek arası peynir domatesten sonra çok çekici görülen kara ama kapkara fatma hiç umrumda mı değil. gülerek uyuyan insanlardanım o gece. sabahında sağolsun güzel insan güzel kahvaltı. okul yolu tutulur. anlatılanların bir kısmı rüya görmeme bir kısmı öğrenmeme sebep olmuştur. uyku hali güzeldir. ve akşam beklenir. kırmızı barındıran rengarenk bir bileklik arıyordum ki buldum. evet benim o asansör kullanmadan çıkmayı tercih eden galata kulesine. ama yapamadım. bölüm başkanı, eşi ve bastonlu tonton yanımdayken seçeneklerimden çıkardım bu tercihi. çıktık. manzara süper. rüzgar çok daha güzel. fotoğraflar yemek faslı falan. gizlenmeye çalışılan bir şey. dansöz müzik içki. giden arkadaşlarımı yolcu ederken mehmet turgut’u gördüm goncası ve yanlış bilmiyorsam adı serdar’dı. rakıcılar sizi. çıktım ben de devam ettim rakıya. sonrası çok güzel zaten. bir ara hiç bulunmak istemesem de orda dışarı çıkarak martı jonathanla tanışarak geçiştirdim o gelgiti. sonuna kadar oturduk. aaa müziği hatırlamıyorum dans bile ettik. yürüyerek gidebileceğimden emindim eve. gidemedim. üstüne telefonun şarjı bitti. otele gidene kadar yaşadıklarım denizin dibi falan mükemmeldi. bir de sabah uyanamazsam olabilecekleri düşünerek uyumak. neyse ki uyandım. bir poğaça bir de soğuk su tabana kuvvet. haha ilk isim benim. sonra bastonlu tonton sonrasını bilmiyorum. beni merak edenler teker teker geliyor. neyse ki hala her şey yolunda. felaketlerden döndüğümüzün farkındayız. yukardaki hala küfrediyorum sana. öldürsen bile ederim o ayrı. sıkıldım aslında bir an önce bitse de gitsek diyorum. ve bitiyor eşyalarımı alıyorum. arkadaşlarla oturmaca. serinlemece, gün içinde 10 km kadar yürümece. ve beklenen en çok tanışmak istediğim kişi murat karşıma çıkıyor sesiyle. bizon murat bağırıyor. yeni kayıtların ve tüm şarkıların olduğu cdyi alıyorum cebimdeki son paramla. o kadar mutluyum ki uçuyorum yorgunluk yok. ankaraya gidip günlerce o cdyi dinlemek var aklımda. kokoreç yemece ve otobüse binmece oynuyoruz. neyse otobüste uyuyacağım eminim. ama yukardaki bilerek yapıyor. evet var dedirtmeye çalışıyor. izmit’e gidene kadar 3 saat geçiyor. saat 5 de mola veriyoruz ve daha 4 saat var önümüzde. geliyorum eve. nobran cama yapışmıyor. karnı aç değil çünkü. ama annemin notları gözüme çarpıyor.
cuma: günaydın bebeğim
22 haziran: anneeeem günaydın
23 haziran: canım oğlum günaydın öpücük / iyi geceler
evet her ne kadar sokağa karşı büyük bir istek olsa da
yaptıklarım yapacaklarım her ne kadar benim istediklerim hala olmasa da
bunu değiştiren kişiler var oldukça bkz. annem bkz. akademik annem bkz. arkadaşlarım
ben böyle süreceğim.