ha karşısı ho karısı

uzun sahil üzüm sapları
masanın üstünde bıraktığım her geçen gün iyiye gidecek hapları
felaket tırnak törpüler
azgın olan bir buçuk gençler iki ekmek arası bir döner yerler
sermaye kalitesi dün geldik soygundan
ipotekleri yok ettik bankadaki sevişken bankere ve adını gonca değil ğonca yaptık
dün çıktık valizden
bugün düştük masaya baş örtümüz eksikti gittik aldık bakkaldan
kibrit niyetine ölümüne sürttük yarın gece
ve dünün verdiği unutkanlık bugün gelen karanlığa sinir yüklemişti
hakikat o an pause idi şimdi play 0.0’ı geçince record olacak belden aşağımız
aklımız hep aynı yerde kabul eden tavuk kümes içine muhtaç sıçramayan ayak hep kesilir
düş spatulamız
ve alçıdan sayıklamalarımız
al içinden midenin
ve migren ile yoğur onu
bula duvara çat diye
düzleştir sonra tek bir noktadan akması için o suyun
o suyun içinde yüzen yaratık
duyuyorsa beni kamış içinde ölme orası cehennem neresi cennet onu hiç bilemem
kavuna sordum karpuz iyi mi diye
iyi dersem beni de alır mı diye
deli saçması kuş sapanı
yontu t(r)aşları parça eldivenler
o karanlık çiş taşı
tilkiler
anadan üryan leğen içi sevişmeler
korkularımı üzüm bağında bıraktık biz
bir adam diktim ortaya boynunu büktüm oracıkta
adı fırat oldu ip gibi inceden bir ses ile kaydettim oraya
düş yola parçalı bulutlu yıldız kayıp gönül sarhoştu
kapının önüne diktim küçük versiyonunu
evin içine attım hakikasyonunu
süt içti üç bardak
yattı uyudu sonra somyasız
sonra
sonra(hat)sız.