dur

dur diyebilmem için baldırlarından akmam gerek
son kaçışımızı hatırlıyordumda çokça sabiymişiz
çağın bize sunduğu nimetleri yalnız bırakmışız
anne baba harap, sessiz
onları ılık ve dingin bir su gibi koyuvermişiz
vurmuşuz siyah üzümün gözüne gözüne
sabahı düşünmeden, korkmadan telafisi olmayan bir yola girmişiz
evliliğin hayatımızdaki yerini o an çizmişiz
senin haşin öpüşmelerine ne ben dur diyebilmişim
ne de benim vasat söyleşilerime sen kötü diyebilmişsin
büyüdüğümüz kenti hatırlıyorsun sokakları bol yokuşları dar
horoz besleyeni çok gideğeni az uslu akıllı olamayan bir kent
bütün gazeteler şimdi bizden bahsediyor
feleğin gecesinden sonra altı yedi arası ötmeyi unutan horoz
manşetiyle
ve beni mahvedişiyle ünlenen bir gazeteci katiliyim artık
sarımsak kokan ağzından kan geldiğini gördüğüm an
sabahı düşünmeden vurmak istemiştim siyah üzüme kendimi
dur
bir kelimeyi diyememiştim kendime
dur
kandığın o haşin öpüşmelere inanma
dur akılsız dur
sabah olduğunda hala düşünemiyordum ölmüştü ölmüştük ölmüştüm