dipten gelen gürültünün tinersiz oluşu ve duvardan akışı

suratınıza hiç tükürdünüz mü ?
bunu puslu, tevfiğe ulaşmış bir havada denediniz mi ?
siz -sizin işyerinde kırıp geçirmenizi sağlayan- o siyah takımı hiç ütülediniz mi ?
sabahın kör vaktinde 25 dereceye rağmen kalın eşofmanlarınızı üstünüze giyip koşmayı ve sonrasında ılık bir duş alıp işe gitmeyi becerdiniz mi ?
siz demedi demeyin çünkü tükür(e)mezsiniz dene(ye)mezsiniz ütüle(ye)mezsiniz ve beceremezsiniz.

kişiliğin -sözde- istemeden de olsa yapmadığı birçok şey vardır.
en basiti hayatında hiçbirşeyin basit olmadığını düşünür.
farkındadır bağlarının onu -onun sayesinde- terkettiğinin.
annesini babasına ya da babasını annesine şikayet eden ilkokul öğrencileri gibi telefonun başı ucuna geçip de diyemez ‘anne nasılsın¿’ direk ağlar.
örter örtüştürür hatalarını kendini oyunun en güzel(kolay) yerine koyar mikrofonu hiç elinde istemez ağız oynatır okunan ulusal düttürü(!) bile olsa.
iş görüşmelerinde -patron salak değilse- tebessüm dudaklarından başlar uyumsuzluğa kelimeleri seçemez sağdan mı soldan mı merkezden mi girsem ayrıştıramaz.
kendini bir bütün içine sokamaz demokrasiyi egemenlik değilde egemenliği demokrasi olarak perçinler aslına.
onun hayata olan kefilinin kendi oldugundan habersizdir.gurbetteki akrabalarını gudubet sıfatıyla cümleler aklındaki deftere.
geldiklerinde memlekete istemeden de olsa yapmadığı birçok şeyi mecburiyetten aile içi hukuktan yapar.
en basitinden çay demler sadece demler koyma işleminin sahibi -kız- yeğenleridir.
uçurtmanın ipleri elini kesecek korkusuyla mahalledeki çocuklara tutturur…
.
.
.
sınıra dizilip -giyinikken- saçlarındaki elmayı vurana çıplak hali hediye olan kadınların askerlere karşı hiçbir statü farkı yoktu.
şu 7893 sayfa öbürü 4376 sayfa kitap okumuştu.askere sorduğumda ağzından yü gibi birşey çıkacaktı ki vazgeçip 358 sayfa dedi.
bune lahana turşusuydu komşu komşunun orospusuna muhtaç duruma düşmüştü.
yaptığımda iş mi benim insanları okudukları kitaplara göre değil okudukları kitapların sayfalarına göre değerlendiriyorum.
evet yalan değil o kadınları benimde düşlediğim hatta bira göbeğimin üstüne hayali bir şekilde oturttuğum da değil.
ama bu kadarı da gurura ince ince atılan sık sık tekrar edilen faça darbeleri gibi.insanı ruhen ve fiziken yıpratan bir durum.
neyse gelelim bu durumun endikasyonlarına.nüfus artar hem de çift pasaportlu nüfus artar.asker babaları dede oldum diye sevinir.
asker anneleri der gelinim nerde.asker erkek kardeşleri der ağbi bunlar niye sarışın.gelelim bu durumun kontrendikasyonlarına.
asker kız kardeşleri der ağbi sen ne yaptın ayşe fatma dururkene.asker pedagogları da der ki bir tane neyine yetmedi be güzel evladım.
velhasıl(‘velev ki’ye karşılık) bunda o bayanların suçu nedir ne değildir ben akıl sır erdirmiş değilim.
sınıra dizip saçlarındaki elmadan vurup sonra da bir güzel günah yapmak ve bazen elmayı değil de alnından vurmak vurduktan sonra gülüp geçmek
ahlamalı mı aklamalı mı
oldurmalı mı öldürmeli mi
¿
.
.
.
serbest bir vezin içinde haykıran düşeşler kazanmaya olanak tanımadı.
usulca sakladığım sıkılganlıklarım geçti değil geçmek üzere.
beş günü kaldı şifreyi kırmama sonrasında manevi anlamda büyük bir gönül zenginliği.
ve bu rahatlık belki maddiye de ateş çakabilir.
geleceğe sürgün edilmiş bir metabolizma ne kadar düzgün süzebilirse oksijeni süzüyorum işte.
kültablasına dökeceğim bu marlboro tütünü her ne kadar amerikanda olsa seviyorum.
yalan söyleme oğlum işte katatonik şizofreni durgunluğunda kapitalist bir burjuvasın.
evet çoğu psikolojik sorununun nedeni bu virmanlar olabilir ama ne ki bu hiç ki.
küçük işlerle büyük biri uğraşıyorsa o iş sağlamdır aza tamah edemeyen çoğu bulamaz(bence bulur).
evet haklı olabilirsin bulabilir ama sonu birgün gelir.alır eline desteyi müdür bu buna konuş der.
o da aza tamah edemeyip çoğu bulmuş olabilir kısırdır yani bu döngü.
dertler tasalar yatlar katlar gruplar akımlar birikintiler ustalık ister.
.
.
.
– bunun adı yan flüt -yan=ateşte yan manasında da olabilir- –
soytarı bir havuz dalkavukluğu, fesatlık had safhada, kızın anüsüne tünedi tüneyecek şerefsizin kellesi.
kapora bırakmış, sanki bu hayatın zevkini önceden biliyormuş da seneler sonra gelip alacakmışcasına.
ben bile, bile bile bildiğimi okursam elde edemeyeceğimi söyledim kendime okudum da nitekim.
bunun sonu yok gerçeklerden kimsenin zevk almayacağını biliyorum ben yine kanatlanayım uçabileyim herhangi bir araç olmadan.
an gelir anı yaşamak zordur süregelen bu zorluk sirkülasyona uğrar aşama aşama bitirir sırtının sağ tarafını.
ciğerlerin acır sigara içersin ciğerlerin ağlar rakı içersin ciğerlerin biter yatağa düşersin.
yaşamının devamını getirebilmek için devinim basiretiyle odunları kırmaya yeltenirsin.kırarsın.
üç ayaklı sandelye yaparsın bir minder atarsın bu sefer çocuğuna anlatırsın.
madımak olayında ölmüş olanların fanına aman kaçırma üye ol.
duvarların bünyesinde şirine tekliğinde mutlu ve çoğu için orospu olarak görülen görüntü