dedi

gözyaşını kuruttun mu hiç esrar çeken gözaltlarında
uyurken ağladın mı benim gibi
mutsuz uyudun mu kıvranarak
yorganla savaştın mı çıldırmışcasına
için içime işlenirken hiç bana baktın mı
bakıp da anlayıp da sordun mu
sana olan susuzluğumu giderdin mi
“hayır” dedi
ben uzağındaki köşe lambasıydım sağa doğru açılır sola doğru kapanırdım
canın sıkıldıkça sağa canın eğlendikçe sola çevirirdin
bir cızırtı gelirdi hafif duman çıkardı ben patlardım
sen aldırmadan elektriğimi kesip yakınındakine dönerdin
“evet” dedi
haklıymışsın ışığım
senin yakınında olmam değil
karanlıktan seni izlemem marifetmiş
ayıkladım da anılarımızı
iki gerçek bulamadım
bulduğum biri de fazla gördüm kendime
kıyamadım yoksunluğuma
yapamam bunu sana dedim kendime
ve sana gömdüm ışığım
senden uzaklaşmaya başlamadan
yakınlarında bir yere gömdüm
bir değil buçuk kalalım istedim
“doğru” dedi
aldanınca anladım aldatılmışlığı
votka içiyordum
dilmece koydular önüme
kaybetme pahasına bile olsa inadına bekledim
ve tam ortaya bol puanla bir aldatmak ekledim
oysaki ilk zamanlarımızda ne kadar çok “aldatmak yok” derdin
“derdim” dedi
bu umursamazlığını etkilenişine mi borçluyum
aklında müstakbel oluşum eskidendi
şarkılarla avuttuğum güzel -artık- sen değilsin
lobiler sana müvekkil demez
ben yokum yanında
sana uzattığım bu sessizliği ömür boyu helal ederim
hoş olsun ki kötü günlerinde dost iyi günlerinde kibarlığın olsun
son cümlem bu açık sözlü olmalıyım
sarı saç daha güzeldi sanki
“…” dedi