başım çok ağrıyor anne

postersiz bir akşamdı. telefon bekliyordum ondan. çaldı. açtım. “oğlum” dedi. “başım çok ağrıyor anne, ilaçların yerini bulamıyorum ve hiçbir notun gözüme ilişmiyor şu an.” dedim. nasıl uyuduğumu ben de hatırlamıyorum. yanımda biri var mıydı ? o bardak, onun o garip kalp kulplu bardağı neden baş ucumdaydı ? uyanmamla bu soruları oluşturmam arasında milisaniyeler geçiyordu. ağlamamla uyanmamın hiçbir bağlantısı yoktu. uyurken de ağlıyordum. uyurken de seviyordum ben onu. o, her gün giydiğim gömlekten, kilidi olmayan kapımdan, 3 yıldır kayıp olan uğurlu anahtarlığımdan, çocukluğumdan beri sakladığım mavi desenli tişörtümden, şimdiye kadar dinlediğim bütün şarkılardan daha değerliydi. o, sandalın arkasında beni bekliyor şimdi. altı delik iki karton bardak, bir küçük rakı ve kan salatası.