adı: gökyüzü

gün geliyor yeni gün. sabahın kaçta başladığından emin olmak için yapılan bir kaç kazı çalışması. duyguların arasında kalan pasları temizlemek için elime alıyorum kulaklığımı. ve ilk çalan şarkı her zaman rastgeledir. bora uslusoy’dan asla geri dönme. “asla geri dönme çok istesen bile, aşkından tutuşup yansan bile” diyor. yan odada kimse yok onun yanında onun yanının yanında da. sevdiğim her kimse ? kimse yok. banyoya kilitlemiş kendini. tuvalete kitlemiş kendini. mutfaga hapsetmiş kalbine giden her damarı. susuzluktan ölmüyor ama. çünkü evde bulunan her musluk. onun konumlandığı yer de akıyor. benim odamda bi musluk varsa bile sadece kokuyor su gibi gökyüzü gibi onun gibi. geçmişi hatırlatan bir şarkıyla devam ediyor. radyomun adı bira. şarkımın adı emre aydın’dan belki bir gün özlersin. çok dinlemiştim ben bunu geçmiş bir zamanda yaz sezonunda iki adım kadarken deniz bana yalnızlığıma çarptırılmışken bilinemeyen bir metafor tarafından. son sözü şöyle “biniyle de adaşsın her biri hayran sana” ki çok acıtıyor beni. peşpeşe yakılan sigaraların ardından hayatımda yaşadığım en büyük yarım kalmışlığın ortasında olduğumu hissediyorum. biraz bekliyorum sonuna yaklaştım sanki oldukça mutluyken. sezen aksu giriyor o sırada “bir sır gibi saklarım seni, ben bu yükü taşırım sen git git acılanma”. her ne kadar şarkıda sana ağlama dese de bana demesi gerekiyor çünkü hiç olmadığı kadar çok ve hiç hissetmediğim kadar derinden fışkırıyor gözlerimden. nefes almak kadar güzel bir şey yokken bir insanın yeni uyandığında ben nefessizliğimi paylaşıyorum doğan güneşle. sırtımda garip sancılar barınırken boğazımda düğümlenirken bana akıldan öte verebileceğin bir cevabın bekleyişi yüzümde kayboluyorum. sonra sarmaş dolaş olduğumuz bir anın yepyeni bir anın hatırası su çarpıyor yüzüme çalan şarkı hiç bilinmezlikten çıkageliyor ki bu da rastgele. bora öztoprak’dan nasihat diyor ki “kanar yalanına deli gönül yanarsın inadına bir ömür taze körpe berrak duru”. aynen öyle yan odadaki onun yanındaki odadaki. aynen öyle. susmam gerekecekse bir vakit sonra niye sustuğum bana ders olmalı. şimdiden oldu bile… diyecek söz bulamıyorum ki kendime. ben yıllardır bahsettiğim, aradığım birini bulmuşken olabilecek en kötü şey olacak. gözüküyor. söz veremiyorum emin olamıyorum ilk defa bazı şeylerden. üstümü giyme vaktim sanırım geldi. devam ediyor radyom. tual’den sen vaktinden çok sonra gelen diyor “sen vaktinden çok sonra gelen sevdalı bir yağmur gibisin çisil çisil gözlerimden sen çıldırmış şairlerin titreyen mısralarında bahsettiği perisin..pencereler önünde çürürken o güzelim yıllarım hayalim gözlerinin önünde bize ağlıyorum” ki çok fena depresyona sokar bu şarkı adamı. giyinelim neyse. siyah bir kravat üstünde bütün kurumuş kanlarımı barındıran siyah gömleğimin. aklımı saçlarımdan sonra en iyi örten siyah berem ve kadifeliğini dertlerimle çürüttüğüm son siyah pantolonum. kış sana geliyorum. harcadığım günlerin hesabını sormaya sana geliyorum. çıktım kapıdan ama bi an duraksadım düşecek gibi oldum. çalan şarkı ezginin günlüğü’nden aşk bitti diyor “aşk bitti elimden sanki minik bir balık kayıp gitti..aşk bitti içimden sanki bir şeyler kopup gitti aşk hiç biter mi hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kayıp gider mi” ki ayakkabımı bağlamak için oturduğum merdivende kala kaldım öylece. acı çekiyorum kenara çekilmiyorum üstüme basıp geçiyorlar. zıplayarak iniyorlar kafamdan güç alarak. o kadar da çok çabaladım ki bu anı yaşamamak için o kadar çok yarıştım ki kendimle içimdekilerle. yatak odamdan o kadar çok bağırdım ki diğer odalara girip çıkıp girip çıkıp yumruk atıp anahtar deliklerinden kokunu içime çektim saatlerce görünmeyen her noktadasın ama sorun değil gözlerim yeterince süzdü seni yeterince yakından baktı gözlerine yeterince ezberledi şarkıda dediği gibi aşk hiç biter mi hem de başka türlü birşeyken gerçekleşmişse. kalktım ayağa şarkı değişti ama ferda anıl yarkın’dan ayrılmayalım sanırım kapının dışına çıkana kadar intihar etmeme sebep olacak tek şarkı değiştirecektim ki vazgeçtim bir sigara daha yakıp dinlemeye ve inmeye devam edeceğim. sonunda bitti dinlemeni isterim ama üzülürsün dinleme, kıyamam. bahçe kapısındayım son sürat adımlarım birazdan koşmaya başlayacağım yeni bir günün devam eden saatlerinde. ne mümkün ama içime oturmuş bir yandan git bir yandan gitme diyorsun. kalbime bir yandan kan bir yandan ok fırlatıyorsun. ne mümkün yaşamak nefes almak. böyle rastgeleliğin ben içine.. çalan şarkı gece yolcuları’ndan unut beni diyor “sen de rüyalarındaa beni görüyor musun ? öyle zor ki ayrı kalmak, öyle dayanılmazki unut beni sevgilim, ben unutmuyorumm..” ki ben unutmuyorum. ben koşamıyorum nefes alarak ben yürüyorum gitgide yavaşlayarak. önüme çıkan her insanda bir ayrıntıymış gibisin. düğmen yeşilin benlerin herkesin üzerinde derisinde. çalan şarkı mirkelam’dan aşk garibi diyor “geri kalanla bana kalanla yaşarım sensiz senden yarım kalanla” ki bu son şarkısı günün ya da ömrümün. durmadan çıktım yola kulaklarım duymuyor sonrasını hatırlamıyor aklım. mirkelam dedi ki en son “her aşk başlangıçtan geriye sayım mı ?”. gözlerim dedi ki en son “gökyüzü”.